Vücutta Fark Edilen Fazla Kilolar

Aynaya baktığımızda fazla aşırı ve beğenmediğiniz bölgeler gördüğünüzde baskülde ki durum aynı olmayabilir. Bazen kilomuz aynı kalsada bir bölgeden verilen kilolar diğer bölgede karşımıza çıkabilir.

Yeni başlayan karbondioksit tedavisi bu gibi durumlar için inanılmaz mucizeler yaratıyor. Dr. Ali Kerim Diler karbondioksit tedavisiyle yüzlerce kişiyi “inceltti”. Kilo verilmese bile bir-iki beden incelme olduğunu belirten Diler, “İkinci ayda ‘ne kadar zayıfladın’ denmeye başlar. 3 kilo verilse bile iki beden fark ediyor. Çünkü hasta, bölgesel yağ dokusundan kaybediyor. Olayın sırrı burada” diyor.

Diyet yapmayı pek sevmeyen bir toplumda yaşıyoruz. Aslına bakarsanız dünyanın her yerinde insanlar için diyet listeleri hep birer kabus olmuştur. Bu durumlarda ise yağ yakıcı, yağ parçalıyıcı gibi tedavi yöntemlerine başvurulmaktadır. Birçok ünlü bu tarz kilo verme uygulamasıyla fit durumunu korumaktadır.

Sinirli ve Gerginseniz Kilo Vermeniz Daha Zor

Stresin kilo vermeyi engelleyici bir rolü olduğunu da anlatan Kazanç, stres hormonlarının, metabolizmayı yavaşlatıcı etkisiyle kilo vermeyi zorlaştırdığını söylüyor. Kazanç sözlerini şöyle sürdürüyor:
“İki tip insan var. Bazı insanlar -ki bunlar azınlıkta- çok gergin olduklarında gerginlik o insana kilo verdiriyor. Ama çoğu kişide de gerginlik kilo aldırır. Bunun nedeni şu: Stres hormonları devreye girdiği zaman metabolizmayı yavaşlatıyor. Yavaşlamış metabolizmanın yağ yakması zorlaşıyor. Dolayısıyla kişi az yese bile kilo alabiliyor.
Bir başka boyutu da şu: Strese girip yemeğe saldırıyorsanız, farkında olmadan yiyip faturayı yemekten çıkarıyorsanız, kilo almayı desteklemiş oluyorsunuz. Eğer kişinin kilo verememesi stresten kaynaklanıyorsa bir yönlendirme yapıyorum. Kan tahlili sonuçlarına göre diyet programı verdiğim kişinin, diyeti mümkün olduğunca rahat yapmasını sağlamaya çalışıyorum.
Aile, iş gibi dış faktörlerden gelen bir stres ya da yeme bozukluğu varsa psikoloğa yönlendiriyorum ve birlikte takip ediyoruz.”

Fazla Yemek Yiyenler Bolca Su için

Yılbaşı, bayram gibi pek çok özel gün ve gece öncesinde, kilo alma korkusu kabus olur çıkar. “Eyvah kilo alacağım” endişesi bir yandan insanın içini yer bitirir, bir yandan da bol bol yemeye, içmeye devam edilir.
Bu tip günlerin sonrasında ideal kilosundan şaşmak istemeyenler veya yediklerinin yağa dönüşmesini önlemek isteyenler için diyetisyenlerin önerdiği “ertesi gün” programı hayat kurtarıyor! Continue Reading »

Incoming search terms for the article:

Diyet yapanlar açısından önemli noktalar

Leptin, Yunanca “Leptos; ince” kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Ob geninin ürettiği yağ doku kaynaklı bir moleküldür. Leptin hormonu tanımlandığı günden itibaren birçok araştırmacının dikkatini çekmiş ve konuyla ilgili bugüne kadar 6 binden fazla çalışma yayımlanmıştır.
Leptin, 167 aminoasitten oluşan bir proteindir. Başlıca yağ dokusu hücrelerinden salgılanan bir hormon olup (Leptinin esas salınım yeri beyaz yağ dokusudur. Esmer yağ dokusundan çok az salgılanır), hipotalamus düzeyinde etki ederek iştahı azaltmaktadır. Ayrıca enerji tüketimini artırarak kilo artışına engel olmaktadır. Beyni, vücudun yağ dokusu hakkında bilgi sahibi yapmaktadır. Leptinin ön hipofiz bezinden, mide epitelyumundan ve plasentadan da az miktarda salgılandığı gösterilmiştir.
Obezite, gıda alımı, glikoz, insülin, kortizol, endotoksinler, sitokinler serum leptin düzeyini artırır. Ağırlık kaybı ve açlık ise serum leptin düzeyini azaltır.
Kanda fazla yağ olunca leptin hormonu beyne ulaşamamaktadır. Normalde bu hormon, beyne “doydum” sinyalini verir. Bazı araştırmalara göre, birçok şişman kişide bu hormon doğru çalışmamaktadır. Kanlarında yeterince leptin bulunmasına rağmen, bu kişiler yemek yemeye devam etmektedir.
Enerjinin vücutta depolanmış hali olan trigliserit, şişmanların kanında daha fazla bulunur. Leptin, trigliseritler nedeniyle, kandan bazı maddelerin beyne geçmesini kontrol eden kan-beyin bariyerini aşamayıp kanda kalmaktadır.

İnsülin ve insülin direnci nedir ?

nsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. İnsülin direnci ise, hedef dokuların (kas, karaciğer ve yağ dokusu) insüline olan cevabının azalmasıdır. Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 85′inde insülin direnci vardır.
Obezite ve yaşlanma gibi faktörler, insülin direncinin gelişiminde ve sonuçta tip 2 diyabet oluşumunda etkendir. İnsülin direnci kas ve yağ dokusuna glukoz alımını bozar ve karaciğerin glukoz üretimini artırır.
İnsülin direncinin sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:

  • Karaciğer, kas ve yağ dokusuna glukoz alımı azalır.
  • Karaciğerin glukoz üretimi artar.
  • Bunun sonucunda kan şekeri yükselir (hiperglisemi).
    İnsülin direnci, insüline bağımlı glukoz alım ve kullanımındaki bozukluk, glukozun kas ve karaciğerde glikojen şeklinde insülin bağımlı depolanmasında azalma olarak görülür.
  • Endoplazmik retikulumun önemi nedir ?

    Hücre içerisinde bulunan ve endoplazmik retikulum diye adlandırılan organelde gelişen stres veya aşırı yüklenme, şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde etken. Endoplazmik retikulum hücre içerisinde, alınan besinlerin işlenmesinde, yağların değişiminde, yeni proteinlerin üretiminde ve birçok sentezde yerini alır. Şişmanlıkta aşırı besin alımının ve bunların formunun, endoplazmik retikulum üzerinde taşıyabileceğinden daha fazla yük oluşturduğu ve bunun da tip 2 diyabet gelişiminde çok önemli rol oynayan insülin direncinin gelişiminde ana bir etken olduğu ortaya çıkmıştır.

    Diyet Programları Uygulama

    Hemen hemen her diyet programı gören kilolu insanlar hiç vakit kaybetmeden onu uygulamak ve kısa zamanda incecik bir bedene sahip olmak ister. Ancak durum o kadar kolay değil malesef. Öncelikle diyet programları seçerken başka insanların diyet listelesine göre değilde kendi bedenimizin yapısına uygun seçim yapmalıyız.

    Önce kendimizi iyi dinlemeli ve ilk diyet başlangıçlarında çok fazla sıkılmadan canımızı çok sıkmadan devam etmeli günler geçtikce biraz daha zor etaplara geçmeliyiz. Düşünsenize günde 300 km yol yapan bir arabaya 40 lt benzin koyuyorken bir anda ondan yine 300 km ve 4 lt benzinle gitmesini istiyorsunuz.

    Tabii ki bu durumda istediğinize ulaşmanız mümkün değil.Herşeyin bir alıştırma ve alışma devresi vardır. Sizlerde kendi ayarınıza göre yavaş yavaş acele etmeden ama kalıcı kilo verebilirsiniz.

    Unutmayın sizi sizden daha iyi tanıyan kimse yoktur…

    Proteinlerin Görevleri Nelerdir ?

    Hücrelerimizin sağlıklı ve kaliteli olmasını temin ederler.

    – Bazı hayati hormonlarımızın yapı taşıdırlar.

    – Gerekli hallerde kullanılmak üze­re,  enerji kaynağı  olarak yedekte bekletilirler.

    – Adalelerimizin (kaslarımızın) ana maddesidirler.

    Yağlar

    Vazgeçilmez besin maddelerimizden olan yağlar bitkisel ve hayvansal kaynaklı olarak iki grupta ele alınır. Hayvansal olanlara tereyağı, süt, kaymak, peynir, et ve balık yağlarını örnek verebiliriz. Mısır, pamuk, ayçiçeği, zeytinyağı ve margarin de bitkisel yağlara örnektir.

    Organizmamız için esas olan; yağların doy­muş olup olmadığıdır. Et, şarküteri ve süt ürün­leri doymuş yağlardandır. Balık, ördek ve zeytin­yağı ise doymamış yağlara örnektir.

    Yağların Görevleri Nelerdir?

    – Hücrelerimizin canlı kalabilmesi için mutlaka gereklidir.

    – Safra tuzlarının oluşmasını sağlar.

    – A, D, E ve K vitaminleri yağlar sa­yesinde kullanılır.

    – Damar çeperlerinin korunmasın­da önemli görevleri vardır.

    – Hazır enerji depoları olarak vücu­dumuzda biriktirilir.
    –  Vücudumuzda depolanan yağlar, aldığımız yağlardan çok alınan şe­ker fazlasının yağa dönüştürülüp depolanması sonucu ortaya çıkar.

    Karbonhidratlar Nedir ve Kaça Ayrılır ?

    İsminden de anlaşılacağı üzere, karbon, hidrojen ve oksijen moleküllerinin bileşi­minden oluşan ve nebati (bitkisel) gıdalarda yaygın olarak bulunan vazgeçilmez besin
    maddelerimizdendir. İhtiva ettiği molekül yapısına göre 3 e ayrılır.

    Yumurta, aminoasit oranı bakı­mından oldukça zengindir ve ihtiva ettiği proteinin %90\’ı vücudumu­zun ihtiyacına uygun niteliktedir.

    Protein eksik alındığında, kas kuvvetsizli­ği ve vücut direncinde azalma meydana gele­bilir ki bu durum hastalıklara daha kolay ya­kalanmamıza sebep olur.

    Protein kaynağı olarak daha çok bitkisel olanlar tercih edilir. Ancak, beyaz et, balık,

    yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal gıdaların da beslenmemizde mutlaka yer alma­sı gereklidir.

    Et, tavuk, balık, sakatat, süt, peynir, yoğurt, yumurta, soya fasulyesi, kuru fasulye, fındık, fıstık, badem, ceviz, tahıl ve bazı sebzeler protein ihtiva ederler.

    Hamilelerin, emzirenlerin, büyüme çağında olan çocukların ve hastaların protein ihtiyaçları normale oranla artış gösterir.

    Protein alımında aşırıya kaçılmamalıdır. Bu takdirde vücutta biriken protein artık­ları ürik asit ve üreye dönüşür ki bu da gut hastalığına yol açabilir. Bol su içmek atık­ları arındırmak için en iyi yollardan biridir.

    Incoming search terms for the article:

    BESİN MADDELERİ KAÇA AYRILIR ?

    Beslenmek için aldığımız gıdaları iki ana başlık altında inceleyebiliriz:

    ENERJİ VEREN BESİNLER

    * Karbonhidratlar

    * Proteinler

    * Yağlar

    ENERJİ VERMEYEN BESİNLER

    * Lifler

    * Su-Elektrolitler

    * Mineraller ve Eser Elementler

    * Vitaminler

    Vücudumuzun bileşiminde de bu maddeler bulunmaktadır. Organizmamızın ça­lışması için gerekli olan enerjiyi, karbonhidrat, yağ ve proteinlerden dengeli bir şekilde almak zorundayız. Ayrıca, aldığımız enerjinin hücrelerimize ve dokularımıza ihtiyaç duyulan oranda dağıtılması; buralarda canlılığımızı ve sağlığımızı koruyucu hale gele­bilmesi için de vitaminlere, minerallere ve su gibi maddelere ihtiyacımız vardır.

    65 kg. bir insanda;

    O %15 -20 protein

    O %15 -18 yağ

    O % 1 karbonhidrat

    O % 60 -62 su

    O % 5 -6 mineral ve eser element mevcuttur.
    Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu temel besin maddelerinin miktarı kişi­den kişiye farklılık gösterebilir. Bazı insanlar aşırı halde besin aldıkları hal­de zayıf olabilirken bazılarında tersi bir durum görülebilir. Bu durum, ba­zal metabolizmanın kişiden kişiye de­ğişiklik göstermesinden kaynaklan­maktadır. Ayrıca genetik yatkınlıkları da dikkate almak gerekir.

    Dengeli bir beslenmede günlük gıdalarımızın % 2O\’si protein, yağlar ve % 50-55\’i karbonhidratlardan oluşmalıdır.
    ENERJİ VEREN BESİNLER

    Enerji veren besinlerin karbonhidratlar, proteinler ve yağlardan meydana geldiği­ni ifade etmiştik. Sırayla bunlar hakkında bilgi edinelim.

    Incoming search terms for the article:

    BESLENME NEDİR ?

    Hayatta kalabilmek için hava ve su kadar gıdaya da ihtiyacımız vardır. Beslenmeden varlığımızı devam ettirmemiz ve sağlıklı kalmamız mümkün değildir. Her hücremiz ve organımız sağlıklı beslenme ile canlılığım korur, gelişir ve zinde kalır.

    Akıl ve beden sağlığımızı koruyabilmemiz için kırkın üzerinde besin maddesine ih­tiyacımız vardır. Bu sebeple yediklerimize dikkat etmemiz gerekir. Açlık hissimizi bastırmak için gelişigüzel besinlerle doymaya çalışmamız son derece yanlıştır.

    Sağlıklı beslenmede vücudumuzun ihtiyacını karşılayacak bütün maddeler bulunmalı ve alınan gıdaların kalite ve miktarına da özen gösterilmelidir.

    Kilo Problemi

    Şişmalık, birçok hastalığın ya sebebidir veya zemin hazırlayıcısıdır. Bu hastalıklar arasında tansiyon ve kolestrol yüksekliği, şeker ve kalp hastalıkları, felçler ve horlama başta gelir.

    Yoğun yaşanan stres faktörlerin de etkisiyle hayatı tehtid eder hale gelen şişmanlıkla mücadele kaçınılmaz olmuştur. Konunun uzmanları, ilk zamanlar enerji kıstlaması ve hatta uzun süreli açlık gibi kaideleri ısrarla tavsiye etmişler, bununla kısmi başarı da elde etmişlerdir. Ancak geçen zaman bu tezi doğrulamayınca başka alternatifler aranmıştır.

    Önceleri; ” Can boğazdan gelir ” ve ” Bir dirhem et bin ayıbı örter ” atasözleri geçerli olmuşsa da zamanımızda ” Can boğazdan çıkar ” sözü doğru kabul edilmektedir.

    Şişmanlığın bir çok sebebi vardır: Alınan gıdaların niteliği ve miktarıi genetik yapı ve ailevi yatkınlık, stres ve psikolojik faktörler gibi.

    Ancak insan oğlunun mükemmel organizmasını basir bir makineye indirgeyerek. ” alınan enerji harcanandan fazlaysa kişi şişmanlar ” tarzında çıkarımlar yapmanın doğru olmadığına inanıyoruz.

    Şişmanlık sorunu olan o kadar çok insana geçmişte kalori hesabı yaptırarak yedikleri gıdalar azalttırılmıştır. Hatta mucize anonsu ile çeşitli ilaçlar piyasaya sürülmüştür. Bunların birçoğunun faydasız, dahası yanlış veya zararlı olduğunu bugün bilmekteyiz.

    İnsan organizması gerçekten mükemmel yaratılmıştır. Gıda alımını kestiğimiz andan itibaren otomatik olarak koruyucu mekanizmalar devreye girmektedir. Böylelikle vücut, harcamalarında kesinti uygulamasına başlamaktadır. Gıdalardan yüzde 20-30′luk bir kısıtmala yapıldığını farzedelim. Organizma herhangibir zayıflama sürecine girmeden bu mekanizma ile canlılığını sürdürebilmektedir.

    Organizmanın bu özelliği, düşük kalori az miktar yemek yiyerek zayıflanabileceği iddiasına da darbe vurmaktadır. Ama bunun yanında yüzde 10 daha fazla gıda almamız halinde hemen kilo artışı ile şişmanlığı davet edebilmemiz ilgi çekicidir.

    Bu özellik yanında şu noktayı da unutmamalıyız ; Yediğimiz gıdalarla aldığımız aşırı yağlardan daha çok şeker ve karbınhidratların şişmanlattığı bir gerçektir.

    Kalori ve tartı hesabı gibi kilolu insanların bıktığı ve soğuk baktığı sıkıcı rejim ve diyet programları bu yazı dizimizde bulacaksınız.