Titreşimli zayıflatıcılar işe yaramıyor

 Formunu korumak veya incelmek isteyenlerin önüne sunulan seçeneklerin bir çoğu metabolizma uzmanlarına göre sadece “sahte görüntü” sağlıyor

Gazi ÜniversitesiEndokrin, diyabet vemetabolizma Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. İlhanYetkin, egzersize dönük olan yöntemlerin dışındakilerin metabolizmaya bir etkisinin olmadığı inancında.

Prof.Yetkin, yağ hücrelerini idrarla dışarıya attığı iddia edilen yöntemlerin de yanıltıcı olduğunu belirterek şöyle diyor: “Ancak egzersiz ve egzersize dönük olan yöntemler metabolizma üzerinde etkili olabilir.

Onun dışında durduğu yerde kalın eşofmanlar giydirilerek terleyen kişide çok önemli bir değişiklik olmaz. “yağ hücresi idrarla atılmaz” Bel korseleri, bantları gibi titreşimli aletlerin yağları eritme yönünde bir yararı olmaz. Çünkü vücudun yağı, yağ hücreleri içindedir.

Çeşitli yöntemleri tanıtırken yağların idrarla atıldığı yönünde insanları yanıltıyorlar. Bunların hiçbiri doğru değil. yağ hücresinin içindeki yağ, hiçbir şekilde idrarla atılmaz. Vücutta kalır. Eğer vücutta kısa süre sonra görülen bir değişiklik varsa bu tamamen sahte bir görüntüdür.

Vücudun biçimlenmesi ve su kaybına bağlıdır bu. En geç bir hafta içinde vücut tekrar eski şeklini alır. Tüm ağızdan alınan hapları, çayları, içecekleri değerlendirirsek bunlar metabolizmayı hızlandırmaz. Olumlu etkileri ise son derece sınırlı. Dolayısıyla bunları zayıflama amacıyla kullanmak doğru değil.

Zararı ise şu; Bu maddelerin bir kısmı vücuttan su atıcı maddelerdir. “TV karşısında koşun!” Lida yasaklandı ama her gün yeni lidalar ortaya çıkıyor. Bu maddenin karaciğerine zarar verdiği çok hastamız oldu. Bazılarını karaciğer biyopsisine gönderdik.”

Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Ahmet Temizhan da sorduğumuz tüm yöntemler için “Doğru demek de yanlış demek de yanlış” değerlendirmesini yapıyor.

Doç. Temizhan, şunları söylüyor: “Bu yöntemlerle ilgili bilimsel veri yok. Bu nedenle desteklememek lazım. Ancak insanların zayıflamak için gösterdiği her çabayı teşvik etmek gerekir. Bu nedenle heveslerini de kırmamalı. En kolay şey yürüyüş yapmak.

 Bazı uygunsuz egzersiz aletleri sakat bırakabilir. İnsanlar oturdukları yerde elektrikle, titreşimle incelmeyi bekliyor. Bu mümkün değil. Egzersiz ve diyetin bir arada yapılması gerekir. Bölgesel kilo vermeye yönelik uygulamalar değil, koşu bandı veya bisiklet tercih edilmeli.

Kilo vermek isteyenler genelde ani bir kararla hızla zayıflamaya yöneliyor ancak hızlı verilen kilo çok çabuk alınıyor. İdeali ayda 3 - 4 kilo vermek. Eğer evde koşu bandı tercih ediyorsanız, koşu bandınızı televizyonun karşısına koyun”

Kadınların yılları diyetle geçiyor

 İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre kadınlar ömürlerinin 31 yılını diyet yaparak geçiriyor. Sık sık kilo alıp vermek ve sürekli diyet psikolojisinde olmak kadınları mutsuz ediyor.

İngiltere’de 1840 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, neredeyse bütün kadınlar mart ayında ‘Yaza hazırlık rejimi’ne giriyor ve yaz bittikten sonra da rejimi bırakıyor.

TÜRKİYE’DE DURUM FARKLI DEĞİL

Türkiye’deki kadınların durumunun çok farklı olmadığını söyleyen uzmanlar, dengeli ve doğru beslenme alışkanlığı edinemeyen, sürekli kilo alıp veren dolayısıyla da diyetten hiç kurtulamayan kadınların hem hızlı yaşlandığı hem de mutsuz olduğu görüşünde birleşiyor.

Müthiş Alternatif Zayıflama Teknikleri

Hiç aç kalmadan, hatta kendinizi gün boyu küçük bir kuzu yemiş gibi hissederek kilo vermek istersiniz öyle değil mi? O halde dünyada popüleritesi giderek artan, ilaçsız, üstelik hiçbir yan etkisi olmayan alternatif zayıflama yöntemleriyle tanışmanın tam sırası!

Yaz kapıya dayandı ama siz hala istediğiniz  kiloya inemediniz öyle değil mi? Kabul edin, şimdiye dek boğuştuğunuz ölümcül diyetler bile bu kadar kısa bir sürede sizi eski kilonuza kavuşturmaya yetmeyecek. Yani önünüzde iki seçenek var: Ya tatili unutup evinizin sote ama güneş alan bir yerinde güneşlen- meyi tercih edeceksiniz, ya da sıkı ama etkili bir diyet programı uygulayacaksınız. Tamam kabul, ikisi de kulağa hiç ama hiç hoş gelmiyor. Hele diyet deyince tüyleriniz diken diken oluyor. Neyse, allahtan “alternatif tıp” çılar bizler gibi hem yiyip hem de zayıflamak isteyenleri de düşünmüş de birkaç zayıflama metodu geliştirip, biz kadınların bu elzem sorununu kökünden halletmeyi başarmış. İşte bu yöntemlerden bazıları:

Akupunktur

Bilinen en eski tedavi yöntemlerinden olan akupunktur Çin’de tam 5000 yıldır uygulanmasına rağmen zayıflama yöntemi olarak benimsenmesi 20yy.rastlıyor. Ülkemizde bu yöntemle kilo verdiren birçok hekim var. Bunlardan biri de 1994 yılından bu yana Kudekas isimli akupunktur yöntemini uygulayan iç hastalıkları uzmanı Dr. Gürkan Kubilay. İnsanların kilo almalarının en büyük nedenini aldıkları kaloriyle harcadıkları kalori arasında denge kuramamasına bağlayan Kubilay, “Eğer ortalama bir yeme düzeni yoksa, arada sırada yapılan katı rejimlerin kişiyi kandırmaktan öteye gidemediğini, bir süre sonra da metebolizma iyice yavaşladığından az yense bile kilo verilemiyeceğini söylüyor ve ekliyor: “Biz sistemimizle sadece kilo verdirmeyi değil, aynı zamanda doğru beslenme alışkanlığının sağlanmasını amaçlıyoruz.”

Nasıl uygulanıyor?

Akupunturun kilo kaybetmedeki en önemli amacı kendi başına yapıldığında zor olan bir şeyi kolay hale getirmek.  İşte bu aşamada stres, halsizlik, yorgunluk gibi rejimin getirdiği zorluklar ortadan kalkıyor. Böylece vücutta açlığa kolayca tahammül etme sistemi kuruluyor. Bu etki de mide noktası olarak bilinen kulağa takılan manyetik iğnelerle sağlanıyor. Bu iğneler sayesinde zaman zaman açlık duyulsa da çok az yenerek açlık hissi tamamen bastırılabiliyor.

“Diyet boyunca hiç açlık hissetmedim”

Yeliz P. (34) Mimar

“Kendimi bildim bileli kiloluydum. Birçok defa diyet yaptım ancak, her seferinde diyeti bırakır bırakmaz kilolarımı geri alıyordum. Hem de fazlasıyla! Bu da kendimi çok çaresiz hissetmeme neden oluyordu. Sonra bir gün, bir arkadaşım sayesinde akupunkturla tanıştım. İğneler kulağıma takıldıktan iki gün sonra az yemek yememe rağmen, sanki tıka basa doymuş gibi kalkıyordum sofradan. Tedavim tam iki ay sürdü. Arada bir kaçamaklar yapmama rağmen iki ayda tam 10 kg verdim. Şimdi çok mutluyum.”

Ayuveda

Son yılların gözde zayıflama yöntemlerinden biri de Ayuveda. 5000 yıllık doğal sağlık sistemi Ayuveda’nın temel tedavisi olan Panca-Karma yöntemi ise damak tadından ödün vermek istemeyenlerin imdadına yetişiyor.

Nasıl uygulanıyor?

Panca-Karma sisteminin uygulanışı diğer alternatif zayıflama yöntemlerine göre biraz daha mistik. Yağla yapılan masajlar, buhar banyoları ve bitkisel terapiler tedavinin ana başılıklarını oluşturuyor.

Hastalar tedaviye önce beş gün kadar evde kendilerini hazırlayarak başlıyorlar. Daha sonraysa iki haftalık özel kür uygulanıyor. Günde üç saat yapılan buhar tedavileri, özel yağlarla yapılan masaj, vücuda uygulanan yağ akımları gibi tekniklerle toksinler, sindirim kanallarında toplanıyor ve dışarı atılıyor. Bu teknikler aynı zamanda kişinin vücut tipine uygun diyetlerle de destekleniyor. Her öğünde en fazla iki avuç yemeğin verildiği diyetler Ayuverda’nın üç beden tipi olan Kapha, Vata ve Pitta’ya göre düzenleniyor.

Buna göre Kapha beden tipine sahip olanlar, şişmanlığa en eğilimli grup kabul edilirken Vatta tipi mensupları ince yapılı olmalarıyla tanınıyor. Pitta tipi ise balık etli ve açlığa tahammülü zayıf kişiler olarak biliniyor.

“Doğru beslenmeyi öğrendim”

Yılmaz G. (42) Hekim

“Aslında şişmanlığımı fazla dert ettiğimi söyleyemem. Ama yaşımın ilerlemesi ve bir takım sağlık problemleriyle karşılaşmamdan ötürü geç de olsa zayıflamaya karar verdim.  Altertatif  tıpla eskiden beri ilgili olduğumdan Panca-Karma yöntemiyle zayıflamak bana çok cazip geldi. Tipik bir Vatta mensubu olduğumdan kendime uygun bir diyet seçtim ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte üç ayda tam 12 kg verdim.”

Hipnoz

“Bu da nereden çıktı” demeyin. Eski çağlardan bu yana en etkili tedavi yöntemlerinden biri olan hipnoz, son yıllarda fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için de kullanılıyor. Zira uzmanlar zayıflamanın da kilo almanın da beyinde başlayıp beyinde bittiği görüşündeler. Yani onlara göre asıl doyması gereken yerimiz midemiz değil beynimiz!

Nasıl uygulanıyor?

Bir kişinin hipnozla kilo kaybetmesinin en önemli şartı, zayıflamayı gerçekten istemesi ve hipnoza tepki vermesi. Aksi takdirde bu yöntem başarılı olamıyor. Bu gerçekleşktikten sonra verilmek istenen kiloya bağlı olarak tedavinin süresi belirlenerek seanslara başlanıyor.

Hasta seans süresince  üç aşamadan geçiyor. İlk bölüm “gevşeme”, ikincisi “telkin” ve üçüncüsü ise “bilinçaltının etkilenmesi”. Tedavinin özü işte bu üçüncü aşamada gizli. Bilinçaltı etkilenerek organizmanın kilo almaya neden olan besinlere tepki vermesi sağlanıyor. Örneğin seans sonrasında çikolata gibi yüksek kalorili yiyecekler  yenildiğinde mide bulantısı başlıyor ve doğal olarak hasta bu yiyecekleri yiyemiyor. 

Tedavi verilmek istenen kiloya ve metobolizmasına bağlı olarak 2-5 ay arasında değişiyor.

“İnanamadım ama oldu”

Zeynep(21), Öğrenci

“Hipnozla zayıflama tedavime başlayana kadar sayısız diyet denedim. Önce herşey iyi gidiyor, istediğim kiloya iniyorum. Ama sonra verdiğim kiloları aynen geri alıyordum. Diyet boyunca çektiğim sıkıntılar da cabası!  Hipnoz tedavisi sırasında ise bunların hiçbirini yaşamadım. Çünkü ben istesem de beynim abur cubur yememe müsaade etmiyordu. Sonunda başardım ve bir ayda 6 kilo verdim.”

Göz Makyajı Gözlerinizi Renklendirir

Makyajın en önemli ayrıntılarından biri olan far rengini seçerken dikkatli davranmalısınız.

Mavi gözlüler

Gözlerinizin doğal güzelliğini ortaya çıkarmak için, çizelgede mavinin karşısında olan, yani turuncu ailesinden bir ton seçin. “The Color Answer Book” kitabının yazarı Leatrice Eiseman “Toprak renklerinden oluşan turuncular grubu, çikolata kahvesi ve bejlerin yanı sıra, mandalina rengi gibi daha canlı tonları da içerir” diyor. Modeldeki efekti elde etmek istiyorsanız, kahverengi kalemle gözlerinizin alt ve üst kenarlarını çizerek, göz şeklini belirginleştirin. Far için mercan tonlarını tercih edin. Farı göz kapaklarınıza birkaç kat uygulayın ve derinlik vermek için, özellikle göz çizgisinde farı daha belirgin olarak sürün. Gözlerinizi parlak kılmak istiyorsanız, patlıcana çalan kahverengiyi tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda füme de mavi gözleri buğulu gösterir.

Yeşil gözlüler

“Gözleriniz yeşilse, bakışlarınızı keskinleştirmek için, çizelgede yeşilin karşısında olan, kırmızı paletinden bir renk seçebilirsiniz. Pembeler ve sıcak lavanta tonları gözlerinize en iyi giden renklerdir” diyor Kate Hudson’ın makyözü Paul Starr. Kırmızı ailesinden renk seçerken, gözlerinizden daha canlı renklerden kaçının, yoksa gözlerinizi ön plana çıkarmak yerine, tam tersine onların soluk kalmasına neden olacaksınız. Starr’dan bir öneri daha: “Siyah likit kalem kullanırsanız, uçuk tondaki farla son derece seksi bir kontrast elde edersiniz.” Ayrıca açık sarıya çalan bakır tonlarını çok ince bir şekilde kullanırsanız ilgi çekici bir makyaj sağlayabilirsiniz.

Kahverengi gözlüler

Kahverengi gözlerinizin sıradan olduğunu asla düşünmeyin. Yapmanız gereken tek şey, mavi renk kullanarak, onları ön plana çıkarmak. Kahverenginin kontrastı olan mavi, gözlerinizi son derece çekici gösterecek. “Zengin bir kobalt, parlak bir gök mavisi veya uçuk bir bebek mavisi kullanabilirsiniz.” diyor Janet Jackson ve Jennifer Anniston’un makyözü BJ Gillian. Işıltılı bir mavi tercih ediyorsanız, daha dramatik bir efekt için, gözünüzün alt tarafını koyu bir mavi kalemle çizerek, kalemin üzerine açık renkteki farı sürün. Ancak daha doğal bir bakış elde etmek istiyorsanız, haki ve kahverengi tonlar da kullanabilirsiniz.

Gri-mavi gözler

Göz kapaklarında asker yeşili far kullanılabilir. Asker yeşili bu renk gözleri daha çok öne çıkarır, çok doğal durur.

Mavi-yeşil gözler

Gece mavisi bu göz rengini daha çok vurgular. Yalnız gece mavisini transparan şeklinde kullanmayı tercih edin, yani abartıya kaçmayın, hafif sürmeye dikkat edin.

Gri gözler

Jean mavisi gri gözleri ön plana çıkarır. Ama bu göz rengi için inci beyazı ya da opal rengi de son zamanlarda çok fazla tercih ediliyor.

Gri-yeşil gözler

Gül kurusu gri ve yeşil karışımı gözler için idealdir ama gözün üstünü de siyah bir eye liner ile belirginleştirin. Ayrıca gümüş ya da azur renklerini ayrı ayrı ya da kombine ederek kullanmak da çok beğeniliyor.

Ela gözler

Kahverengi tonları bu göz rengini belirginleştirir. Yalnız kahverengi tonlarını göz kapağı ve kaş kenarına doğru farklı tonlarda kullanmak daha doğru olur.

Göz makyajı nasıl yapılmalı?

Eğer açık tenli ve sarışınsanız, şanslısınız çünkü hemen her renk far kullanabilirsiniz. Karamel, kahve, gri ve krem rengi özellikle yakışacaktır. Önce açık bir rengi (yumuşak bir gri, kemik yada kehverengimsi bir pembe) kirpiklerin dibinden göz kapağının bitimine kadar sürün. Göz kapağının üstüne ise kahverengi, bronz gibi daha koyu renkler kullanın. En koyu tonu da derinlik katması için göz kapağının bitiş çizgisine sürün.

Esmerler rahatlıkla koyu tonlar kullanabilirler. Koyu renk farı kirpiklerin dibine kadar, yanlara dogru hafif uzatarak sürün.

Kızıllar ise karamel, gri, lila veya siyah gibi renkleri kullanabilirler. Bu renklerle sarışınlarinkine benzer makyaj yapabilirsiniz ancak göz ile burun arasındaki bölgeye fazla koyu renkler sürmekten kaçının.

* Eyeliner yada göz kalemini hem üste hem alta yada sadece üste sürebilirsiniz ama mutlaka sürdükten sonra yumuşatmalısınız. Bunu ıslak pamukla, pamuklu çubukla yada bazı göz kalemlerinin arkalarında bulunan silgilerle yapabilirsiniz.
* Açık renkli farlar kullandıysanız ya da günlük hafif bir makyaj istiyorsanız göz kalemini mümkün olduğunca ince sürün, ayrıca kahverengi göz kalemi kullanmak daha doğal görünmenizi sağlayabilir.
* Gözün altına da kalem çekmek yerine, kirpiklerin dibine azıcık koyu renk bir far sürmeyi deneyebilirsiniz.
* Rimel sürerken de bazı şeylere dikkat etmelisiniz. Kurumuş bir rimel (3 aydan sonra kurumaya başlar) istenilen etkiyi göstermez. Rimel sürmeden önce kirpikleriniz tarakla yada kirpik kıvırıcısıyla düzelterek, karışmalarını ya da birbirlerine yapışmalarını engelleyebilirsiniz.
* Biraz ışıltılı ve farklı bir görünüm için siyah veya kahverengi sürdüğünüz rimelin üstüne sadece uçlarına mor yada lacivert sürmeyi deneyebilirsiniz.
* Kirpiklerinizin daha uzun ve gür görünmelerini istiyorsanız, rimelden önce biraz pudra sürüp, kuruduktan sonra da ikinci katı sürmek istediğiniz etkiyi yaratacaktır.

Doğum Kontrol

Her kadının istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmak istemesi en doğal hakkı. Kontrolsüz birbirini takip eden doğumlar ve düşükler anne ve çocuk sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hemde çocuk sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır. Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden tama yakın oranda engellenebilir. Doktorunuzun önerisiyle sizin için en uygun olabilecek yöntemi seçmeli ve benimsemelisiniz. Genel olarak korunma yöntemleri ile ilgili şunlar söylenebilir: “Korunma yöntemi seçimi son derece önemlidir. İstenmeyen gebeliklerle karşılaşmamak için kişiler herzaman kendileri için uygun olan en iyi yöntemi seçmelidir. Kontrol yöntemlerinin başarılı olabilmesi için kullanan kişinin yaşam biçimine ve kişiliğine uygun olmalıdır.

-Kadının yaşı
-Eğitimi
-Cinsel aktivite durumu
-Genel sağlık durumu
-Gelecekteki çocuk isteği ihtimali
-Sosyal statüsü

gibi etkenler, kontrol yönteminin seçiminde rol oynar.”

İdeal Korunma Yöntemleri Nelerdir ?

-Rahim İçi Araç(RİA)
-Doğum Kontrol Hapları
-Doğum Kontrol İğneleri
-Cilt Altı Norplantlar
-Cerrahi Sterlizasyon ( Ameliyatla Kısırlaştırma )
-Erkek Prezervatifi(Kondom)
-Kadın Prezervatifi
-Diyagram

Güzelliğin sırrı makyajda saklı

“Her kadın güzeldir yeter ki güzelliğini kullanmayı bilsin” sözü aslında hiç de yalan değildir. Dergilerde gördüğümüz güzel yüzlü kadınların makyajsız hallerini hiç görmediniz mi? Hayır, kesinlikle sizi kandırmıyor, gerçeği söylüyoruz. Siz yeter ki doğru teknikleri kullanmayı bilin…

Güzelliğe doğru yaklaşırken ilk yapmanız gereken doğru ürünleri seçmek. Önemli olan kendinize uygun bir ürünü yine kendinize uygun bir teknikle kullanmak.

Fondöten

Sizin için en uygun olan rengi bulmak için güneşe çıkıp renk tonuna dışarıda bakmanız daha uygun olur. Çünkü karanlık yerlerde fondötenin rengini anlayamayabilir koyu ya da açık bir ton alabilirsiniz.

Fondöten sürerken genelde süngerle sürülmesi tavsiye edilse de parmaklarınızı kullanarak da bu işlemi yapabilirsiniz. Böylece daha az ürün harcamış olursunuz.

Eğer fondöteniniz çok yoğunsa bir nemlendirici ile karıştırabilirsiniz.daha doğal bir görüntü sağlamak için makyaj bazı kullanabilirsiniz.

Pudra

Pudra seçimi yaparken cilt renginize uydurmaya çalışmak yerine şeffaf bir pudra kullanmayı tercih edin. Cildinizin kuru görünmesini istemiyorsanız pudra kullanmamanız tavsiye edilir. Pudrayı her zaman fondöten ve kapatıcıdan sonra kullanın.

Allık

Allık seçiminde göz önünde bulundurmanız gereken en önemli faktör allığın cildiniz kızardığında ya da yandığında aldığı renkten farklı olmamasıdır. Bu genelde pembe veya kırmızı tonlarıdır.

Kilo vermenin gizli tarafları

Yaz aylarının kabusa dönüşmemesi için kilo verme zamanı geldi de geçiyor bile. Ancak bahsettiğimiz şok diyetlerle değil, dikkatli olun!

Malum; kıyafetler özgürleşecek, fazlalıklar paltoların ardına saklanamayacak, kilolar gitmediği taktirde deniz keyfi bir “sendrom”a dönüşecek…

Hareketsizlik, stres, fast-food ve atıştırma alışkanlığı, uykusuzluk ya da fazla uyuma, yağlı yiyecekler… Ve maalesef kaçınılmaz bir gerçek bir gerçek; şişmanlık..

Tüm dünyada gittikçe grafiğini yükselten obezite artık bir hastalık konumunda. Her beş kişiden birinde mutlaka görülen bu durum, sağlığı bir hayli tehdit ediyor. Fiziksel aktivitede azalma, beslenme alışkanlıkları, yaş, cinsiyet (kadın), ırksal faktörler, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma ve alkol risk faktörleri arasında.
Dengesiz ya da fazla beslenme beraberinde kalp, tansiyon, damar tıkanıklığı, kolesterol ve şeker gibi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor.

Kışın alınan kilolar, yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte bir anda verilmek isteniyor ve çare şok diyetlerde bulunuyor. “1 haftada 5 kilo vermek” gibi bir mucize olarak görülen kısa süreli diyetler, sağlık açısından ciddi sorunları da beraberinde getiriyor. Sindirim ve sinir sistemi bozuklukları, kansızlık, yorgunluk, halsizlik, baş dönmeleri, bulantı ve kusma bunlardan sadece bir kaçı… Bilinçsiz beslenme, yetersiz besin öğeleri metabolizmayı bir anda çökertiyor. Kilo kayıpları yağ yerine su ve kastan oluyor. Metabolizmanın yavaşlaması, verilen kiloların ve hatta daha fazlasının belli bir süre sonra hızla alınmasına neden oluyor.

UZMANLARDAN TAVSİYELER….

Zayıflamak isteyen bir kişi öncelikle beynini bu koşula hazırlamalı, bir uzmana başvurmalı ve hedef belirlemelidir. Az, sık ve öz yemelidir. Uzun vadeli diyetler uygulamalıdır. Kilo almanın temelinde yatan atıştırma ve hareketsizlik gibi alışkanlıklarından vazgeçmelidir. Günlük alınan kalori miktarından 500-1000 kalorilik kısmının az alınması haftada ortalama 1 kilo verilmesini sağlar ve doğru olan da bu ölçüdür. İstenilen kiloya ulaştıktan sonra mutlaka koruma programına geçilmelidir.

“İDEAL KİLO VERME”NİN SIRLARI…

- Yaş, kilo, boy, fiziksel aktivite düzeyi ve vücut analizinize göre uygun bir beslenme programı takip edin.
- Açlık hissettiğinizde bisküvi, kek, börek vb. gıdaların yerine önce bir bardak su içmek ve meyve, kepekli kraker, yoğurt, beyaz peynir, kuru erik, 3-4 adet ceviz gibi hafif ve sindirimi kolay yiyecekler atıştırın.
- 3 ara öğün ve 3 ana öğün yemeyi alışkanlık edinin ve asla aç kalmayın.
- Günde ortalama 45 dakika yürüyüş yapın.
- Günde 8-10 bardak su için.
- Kan şekerini hızla yükseltip düşürmeyen, tokluk hissi veren, kepekli ve lifli yiyecekleri tercih edin. Üç beyazı (şeker-un-tuz) listenizden çıkartın.
- Kızartmayı sofranızdan uzaklaştırın, onun yerine ızgara, haşlama ve buğulama türüne yer verin.
- Uyku düzeninizi dengede tutun. Çok uyku kadar uykusuzluk da kilo aldırır, çünkü az uyku sinir sisteminin dengesini bozar, stres yaratır ve bu da paralel olarak atıştırma eğilimlerini arttırır.
- Reçeli kendi öz şekeriyle yapın.
- Alkol alımını azaltın.
- Sigara, kahve ve kafeinli içecekler kan şekerini düşürerek şekerli gıdalara saldırmaya neden olduğu için bunlardan uzak durun.
- Hazır gıdalar ve asitli içecekleri hayatınızdan çıkarın.
- Zayıflama ilaçlarından kaçının. Çünkü bitkisel zayıflama ilaçları; vücutta B1 vitamini (thiamin) eksikliğine yol açıyor, karbonhidrat metabolizmasını etkiliyor, istem dışı göz kayması, yürümede dengesizlik ve sinirlilik gibi sinir sistemi bozuklukları yaratır.
- Tartılmayı alışkanlık haline getirin ve eğer mümkünse yediklerinizi not edin.
- Kırmızı et tüketimini en aza indirin, onun yerine belirli ölçülerde tavuk ve balık tüketin.
- Yiyecekleri çok çiğneyin, porsiyonları azaltın, sofradan tıka basa tok olarak kalkmayın.
- Meyve ve tatlıyı yemekten yarım saat sonra yemeyi tercih edin.
- Sofranızda “Omega 3” ve “Omega 6”ya yer verin. Omega 3; ceviz, fındık, soya fasulyesi, lahana, ıspanak, brokoli, marul, kanola bitkisi, soğuk su balıkları, balık yağı ve Omega 6 da ayçiçeği, mısır, soya ve tahıl ürünlerinde bulunur.
- Eğer kabızlık sorunu ile karşı karşıyaysanız; bol sebze ve salata yiyin, spor yapın ve bol su için.
- Ekmek sepetini sofranızda bulundurmayın ve asla televizyon karşısında yemek yemeyin.
- Katı yağ yerine sıvı yağ kullanın ve et yemeklerine yağ katmayın.
- Mutlaka bir endokrinoloji uzmanına başvurun. Çünkü hormon bozukluğu da hızlı kilo alma ve gayret gösterilse de kilo verememe gibi sorunlar yaratır.

O yüzden aşağıdaki hormon değerlerini kontrol ettirin.
Tiroit hormonu: Tiroit bezi T4 ve T3 adlı iki tip hormon salgılar. Tiroit hormonu azlığı metabolizmayı yavaşlatarak daha fazla kilo verilmesini önler.

İnsülin hormonu: Bu hormon kanda çok yüksekse kan şekeri düşer. Bu da şekerli gıdaları daha çok tükemeye neden olur.

Ghrelin hormonu: Mideden salgılanan bu hormon, kilo vermeye başladıkça kanda artmaya başlar ve kişiyi yemek yemeye yöneltir.

Oreksin: Beyinden salgılanan bu hormon da zayıfladıkça yemek yemeyi artırır.

Leptin: Yağ dokusundan salgılanan bu hormondaki değişiklikler de kilo vermeyi önler. Yağ kaybettikçe veya kilo verdikçe kandaki leptin hormonu düşer. Düşük leptin düzeyleri beyni uyararak yemek yemeyi artırır.

İşte diyetin tarihçesi

 Yüzyıllar önce dolgun hatlara sahip olanlar ‘güzel’ bulunurken, bugün ince ve yağsız vücut bir koşul haline geldi.

Cinsiyet ayrımı gözetmeksizin zayıf olma tutkusu herkesi etkisi altına aldı ve diyet listeleri ile baş başa bıraktı. Oysa risk çok büyük!

Dünya podyumlarında fırtına gibi esen modellerin sıfır beden olması geçen yıldan itibaren büyük tartışmalara yol açmış; bir kadının fiziksel güzelliğinin hangi bedende standart kazanması gerektiği dünya genelinde büyük tartışmalara yol açmıştı.

Gerek podyum dünyasından, gerekse kağıt bebeklere özenen genç kızlar arasından ölümle sonuçlanan vakaların görülmesi, bu tartışmaları daha da alevlendirmişti. Sıfır beden bir vücuda sahip olmak için yapılan diyetler, vücudun iflas etmesine neden olunca bu diyetler yeniden mercek altına alınmıştı… Araştırmalar sonucunda; birkaç beden incelten, beslenme alışkınlıklarını değiştirme iddiasında olan diyetlerin bile bir süre sonra kişiye daha da çok kilo aldırdığı ortaya çıktı.

Geo dergisi de, 2007′nin ilk sayısında ‘Diyetler Neden Şişmanlatır’ konulu bir dosya çalışması yayımladı. Diyetin tarihçesinden günümüze kadar olan gelişiminin ve ne gibi etkiler yarattığının anlatıldığı dosyada, dünyada kabul gören farklı diyetler de tek tek değerlendiriliyor. İşte Antik Yunan’a kadar uzanan, özellikle kadınların en az makyaj ve giyim trendleri kadar konuştuğu diyet hakkında bilinmesi gerekenler…

Antik Yunan’dan günümüze

Diyet, Antik Yunan’da ‘diaita’ (yaşam tarzı) anlamına geliyordu. Epikuros ve Pythagoras gibi filozoflar ve daha sonraları Galenos gibi doktorlar; vücut üzerinde etki yapan sürekli bir güçler dengesini savundu. Buna göre her aşırı uç zararlı sayıldı. Çünkü gut gibi hastalıklar, oburluk sonucunda sadece zenginlerde ortaya çıkıyordu. Yıllar geçtikçe, farklı öneriler ve farklı yeme alışkanlıkları önerileri ortaya atılmaya başlandı. Örneğin doktor Christoph Wilhelm Hufeland 1800′lü yıllarda; ancak dengeli yemek, yani makrobiyotik sayesinde uzun bir yaşam sürülebileceğini öneriyordu.

Lifli maddeleri muhafaza etmek için yandaşlarına unu tamamen öğütmemeyi tavsiye eden Amerikalı papaz Sylvester Graham ise aynı dönemlerde doğal besinlerin yanı sıra, gübrelenmemiş meyve ve sebzeleri tüketmeyi önerdi. Çok geçmeden enerji bilançosuna ilişkin ilk bilimsel incelemeler yapıldı. Hekim Carl Voit 1900′lü yıllara doğru bir insanın ortalama yağ, protein ve karbonhidrat tüketimini araştırıp ilk beslenme normunu ortaya attı. Bundan sonra bilim adamları besin maddelerinin enerji değerini hesapladı; öyle ki çok geçmeden herkes kalorileri sayabilir hale geldi.

1900-1920 arasında ilk tıbbi kilo cetvelleri ortaya çıktı. Giysiler için konfeksiyon beden uygulaması kullanılmaya başlandı. Böylece endüstriyel normlar yeni bir insan imajına damgasını vurdu. 1960′larda ABD Tarım Bakanlığı, Amerikalılar’dan hayvansal yağlar yerine bitkisel olanları tüketmelerini istedi. Araştırmalar; hayvansal ürünlerde bulunan doymuş yağ asitlerinin kolesterol oranını yükselttiğini; sebze ve balıkta bulunan doymamış yağ asitlerinin ise kolesterolü düşürdüğünü göstermişti.

Devletin tavsiyesi etkili oldu; 1970 ve 80′li yıllarda ABD’de koroner kalp hastalıklarının oranı yarı yarıya indi. Onlarca yıldır beslenme uzmanları, diyet önerileri ve gıda maddesi piramitleriyle insanlara kilolarını nasıl dengeleyebileceklerini öğretmeye çalışıyor. Peki tüm bu kalori saymalar ve diyet önerileri yanlış mı?

Hastalığa giden yol

Zayıflamak; teoride olduğu gibi, pratikte hiç de kolay değil. Diyetlerle kişiye ya ihtiyacı olandan daha az kalori verdiriliyor ya da gereğinden fazla hareket ettirilerek enerji harcatılıyor. Günümüzde ise çoğu insan daha fazla hareket etmek yerine, az yemek yemeği seçiyor.

Bir-iki haftada, hatta günde olabildiğince fazla kilo kaybına dayanan; lahana çorbası ya da ananas diyeti gibi tek taraflı programlar, uzmanlarca kabul görmüyor. Dengeli bir beslenme tarzını destekleyen zayıflama programları; örneğin Weight Watchers Diyeti, uzmanlara göre vücuda yük olmuyor. Ancak sürekli bir beslenme değişikliğine gidilmedikçe onların da etkisi uzun sürmüyor. Peki diyetler neden sağlık için risk taşıyor?

Sık yapılan diyetler, insanın kilosunu kafaya takarak, toplumun dayattığı bir vücut ideali gütmesine yol açabiliyor. Bu da diyetleri beslenme bozuklukları, özellikle de anoreksi (zayıflık hastalığı) ve blumi (yediklerini kusma) için başlangıç haline getiriyor. Bunlar, özellikle genç kadınların ruhsal ve bedensel sağlığı için büyük risk oluşturuyor.

Tedavi edilmezse çok önemli bedensel ve psikososyal sonuçları olan anoreksia’da yüksek ölüm oranlarına varan sürekli bir takıntı tehlikesi başgösteriyor. İşte bunun için uzmanlar, görünüşünden mutsuz olan kişinin, diyetisyene değil terapiste gitmesi gerektiğini söyler…

DİYET

Diyet:

    Obezite veya adipozite olarak da bilinir. Depo yağlarının yağsız vücut kitlesine oranla artması ve normal kabul edilen değerlerin üzerine çıkmasıdır. Oluşumuna çeşitli faktörler etki etmekle birlikte genelde neden, harcanandan fazla kalori alınmasıdır. Şişmanlığın sınıflandırılmasında çeşitli yöntemler kullanılmaktadır.Ancak BKİ kullanılarak da yapılabilir. Şişmanlık, hiperlipidemi, diyabet vb gibi hastalıklara zemin hazırladığından tedavi edilmesi gerekmektedir.

Read the rest of this entry »