Aynaya baktığımızda fazla aşırı ve beğenmediğiniz bölgeler gördüğünüzde baskülde ki durum aynı olmayabilir. Bazen kilomuz aynı kalsada bir bölgeden verilen kilolar diğer bölgede karşımıza çıkabilir.
Yeni başlayan karbondioksit tedavisi bu gibi durumlar için inanılmaz mucizeler yaratıyor. Dr. Ali Kerim Diler karbondioksit tedavisiyle yüzlerce kişiyi “inceltti”. Kilo verilmese bile bir-iki beden incelme olduğunu belirten Diler, “İkinci ayda ‘ne kadar zayıfladın’ denmeye başlar. 3 kilo verilse bile iki beden fark ediyor. Çünkü hasta, bölgesel yağ dokusundan kaybediyor. Olayın sırrı burada” diyor.
Diyet yapmayı pek sevmeyen bir toplumda yaşıyoruz. Aslına bakarsanız dünyanın her yerinde insanlar için diyet listeleri hep birer kabus olmuştur. Bu durumlarda ise yağ yakıcı, yağ parçalıyıcı gibi tedavi yöntemlerine başvurulmaktadır. Birçok ünlü bu tarz kilo verme uygulamasıyla fit durumunu korumaktadır.
Written on 27 Temmuz 2009
by admin under
Diyet
with
Stresin kilo vermeyi engelleyici bir rolü olduğunu da anlatan Kazanç, stres hormonlarının, metabolizmayı yavaşlatıcı etkisiyle kilo vermeyi zorlaştırdığını söylüyor. Kazanç sözlerini şöyle sürdürüyor:
“İki tip insan var. Bazı insanlar -ki bunlar azınlıkta- çok gergin olduklarında gerginlik o insana kilo verdiriyor. Ama çoğu kişide de gerginlik kilo aldırır. Bunun nedeni şu: Stres hormonları devreye girdiği zaman metabolizmayı yavaşlatıyor. Yavaşlamış metabolizmanın yağ yakması zorlaşıyor. Dolayısıyla kişi az yese bile kilo alabiliyor.
Bir başka boyutu da şu: Strese girip yemeğe saldırıyorsanız, farkında olmadan yiyip faturayı yemekten çıkarıyorsanız, kilo almayı desteklemiş oluyorsunuz. Eğer kişinin kilo verememesi stresten kaynaklanıyorsa bir yönlendirme yapıyorum. Kan tahlili sonuçlarına göre diyet programı verdiğim kişinin, diyeti mümkün olduğunca rahat yapmasını sağlamaya çalışıyorum.
Aile, iş gibi dış faktörlerden gelen bir stres ya da yeme bozukluğu varsa psikoloğa yönlendiriyorum ve birlikte takip ediyoruz.”
Written on 13 Temmuz 2009
by admin under
Diyet
with
Yılbaşı, bayram gibi pek çok özel gün ve gece öncesinde, kilo alma korkusu kabus olur çıkar. “Eyvah kilo alacağım” endişesi bir yandan insanın içini yer bitirir, bir yandan da bol bol yemeye, içmeye devam edilir.
Bu tip günlerin sonrasında ideal kilosundan şaşmak istemeyenler veya yediklerinin yağa dönüşmesini önlemek isteyenler için diyetisyenlerin önerdiği “ertesi gün” programı hayat kurtarıyor! Continue Reading »
Incoming search terms for the article:
Written on 13 Temmuz 2009
by admin under
Diyet
with
Leptin, Yunanca “Leptos; ince” kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Ob geninin ürettiği yağ doku kaynaklı bir moleküldür. Leptin hormonu tanımlandığı günden itibaren birçok araştırmacının dikkatini çekmiş ve konuyla ilgili bugüne kadar 6 binden fazla çalışma yayımlanmıştır.
Leptin, 167 aminoasitten oluşan bir proteindir. Başlıca yağ dokusu hücrelerinden salgılanan bir hormon olup (Leptinin esas salınım yeri beyaz yağ dokusudur. Esmer yağ dokusundan çok az salgılanır), hipotalamus düzeyinde etki ederek iştahı azaltmaktadır. Ayrıca enerji tüketimini artırarak kilo artışına engel olmaktadır. Beyni, vücudun yağ dokusu hakkında bilgi sahibi yapmaktadır. Leptinin ön hipofiz bezinden, mide epitelyumundan ve plasentadan da az miktarda salgılandığı gösterilmiştir.
Obezite, gıda alımı, glikoz, insülin, kortizol, endotoksinler, sitokinler serum leptin düzeyini artırır. Ağırlık kaybı ve açlık ise serum leptin düzeyini azaltır.
Kanda fazla yağ olunca leptin hormonu beyne ulaşamamaktadır. Normalde bu hormon, beyne “doydum” sinyalini verir. Bazı araştırmalara göre, birçok şişman kişide bu hormon doğru çalışmamaktadır. Kanlarında yeterince leptin bulunmasına rağmen, bu kişiler yemek yemeye devam etmektedir.
Enerjinin vücutta depolanmış hali olan trigliserit, şişmanların kanında daha fazla bulunur. Leptin, trigliseritler nedeniyle, kandan bazı maddelerin beyne geçmesini kontrol eden kan-beyin bariyerini aşamayıp kanda kalmaktadır.
Written on 13 Temmuz 2009
by admin under
Diyet
with
nsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. İnsülin direnci ise, hedef dokuların (kas, karaciğer ve yağ dokusu) insüline olan cevabının azalmasıdır. Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 85′inde insülin direnci vardır.
Obezite ve yaşlanma gibi faktörler, insülin direncinin gelişiminde ve sonuçta tip 2 diyabet oluşumunda etkendir. İnsülin direnci kas ve yağ dokusuna glukoz alımını bozar ve karaciğerin glukoz üretimini artırır.
İnsülin direncinin sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:
Karaciğer, kas ve yağ dokusuna glukoz alımı azalır.
Karaciğerin glukoz üretimi artar.
Bunun sonucunda kan şekeri yükselir (hiperglisemi).
İnsülin direnci, insüline bağımlı glukoz alım ve kullanımındaki bozukluk, glukozun kas ve karaciğerde glikojen şeklinde insülin bağımlı depolanmasında azalma olarak görülür.
Written on 13 Temmuz 2009
by admin under
Diyet
with
Hücre içerisinde bulunan ve endoplazmik retikulum diye adlandırılan organelde gelişen stres veya aşırı yüklenme, şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde etken. Endoplazmik retikulum hücre içerisinde, alınan besinlerin işlenmesinde, yağların değişiminde, yeni proteinlerin üretiminde ve birçok sentezde yerini alır. Şişmanlıkta aşırı besin alımının ve bunların formunun, endoplazmik retikulum üzerinde taşıyabileceğinden daha fazla yük oluşturduğu ve bunun da tip 2 diyabet gelişiminde çok önemli rol oynayan insülin direncinin gelişiminde ana bir etken olduğu ortaya çıkmıştır.
Written on 13 Temmuz 2009
by admin under
Diyet
with