Monthly Archives for Nisan 2009

İNSANLARDA DİYET PSİKOLOJİSİ

Genelde kilo vermek için diyet yapıp bir an önce fazlalıklarımızdan kurtulmak istediğimiz aşıkardır.Bu diyet düşüncesi bizleri strese sokmaktadır.Bu durum için malesef yapacak bir durum söz konusu değildir.Sizlerinde bildiği gibi diyet yapımında en büyük yardımcınız sizlerin aklındaki sabrı ve devamlılığıdır.Bir çoğumuz defalarca diyet denemelerinde bulunmu fakat ya başlarda sıkılıp bırakmışızdır yada kısa sürede sonuç alamayınca bu böyle olmayacak diyip yine eski düzenimize dönmüşüzdür.Bu gibi durumlarda kendimizi çok çaresiz hissedip herşeye yapmaya hazır hissederiz.Bu kilo sıkıntısından kurtulmak için hiçbir harcamadan hiçbir zahmetten kaçınmayız.Kilo vermek için herşeyi yapmayı kendimize inandırmışız bir kere.
Nedense kendimize göre diyet yapmayı değilde başkalarının bizlere söylediği ” kibrik kutusu büyüklüğünde beyaz peynir. 5 zeytin v.s” tavsiyelerini dinleriz.Unutmayınız ki her kişinin metobolizması farklıdır.Bazı insanlarda dış tavsiyeler olumlu sonuç verebilir ancak herkesde aynı durum gözükmez.
Lütfen siz içinizdeki sesi dinleyin ve diyet yapmakta sadece hislerinize kulak verin.Göreceksiniz kısa zamanda daha etkili sonuçlar alacaksınız

Annenize benzememek için

Genleriniz vücut şeklinizi belirliyor. Yani aslında acı kadere karşı savaş veriyorsunuz, ama havluyu hemen atmayın.

Dünkü yazımızda, annenizin vücut şeklinden, genlerden ve diyetten bahsetmiştik. Yazının ikinci bölümünde ise, egzersizden ve vücudunuzda neleri değiştirip, neleri değiştiremeyeceğinizden bahsedeceğiz. Anneniz aktif biri mi? Belki de spora olan düşkünlüğünüzü annenizden almışsınızdır. 
Maalesef hareketli olmanız, spordan hoşlanmanız ya da hoşlanmamanız bile genlerle ilişkili. Peki ama egzersize eğilimli kromozomlara sahip şanslı insanlardan biri olduğunuzu nasıl anlarsınız? İşte birkaç ipucu: Eğer ailenizden birileri düzenli olarak spor yapıyorsa, büyüme çağınızda aileniz, tenis ya da kayak gibi bir sporu aktif olarak yaptıysa, oturduğunuz yerde duramıyorsanız ve hareket etmek hoşunuza gidiyorsa ve sizin için doğal bir ihtiyaçsa, o zaman egzersize eğilimlisiniz demektir. Eğer bunlardan sadece bazılarını yapıyor, ya da hiçbirini yapmıyorsanız, hemen havlu atmayın. Doğuştan gelen bir egzersiz arzunuz yoksa bile, bunu edinebilirsiniz. 

Önlemler:

  • Kendinize birlikte spor yapabileceğiniz bir arkadaş bulun. Ya da böyle bir organizasyona dahil olun. Yürüyüş, koşu ya da pateni deneyebilirsiniz.
  • Her gün sizi hareket etmeye zorlayacak bir hayat tarzını benimseyin. Mesela araba kullanmak yerine, daha çok yürümek zorunda kalacağınız yolları tercih edin. Ya da rekabet içermeyen bir uğraş edinin. Yoga, ya da bahçede çalışmak gibi. Dans da eğlenceli olabilir. 

Yani vücudunuzu değiştirmeniz mümkün mü?
Değiştirmek, evet. Yeniden yaratmak, hayır. Diyet ve egzersiz, doğumunuzla edindiğiniz vücudunuzda değişiklik yaratacaktır. Ancak bir noktaya kadar. Tabii, günümüzde estetik ameliyatlarla daha köklü değişiklikler yapmak da mümkün ama bizim burada bahsettiğimiz, doğallığınızdan ödün vermeden yapabilecekleriniz. 

İşte vücudunuzda neleri değiştirip, neleri değiştiremeyeceğinizle ilgili gerçekçi bir portre: 

Değiştirebilecekleriniz: 

  • Dar omuzlar: Haftada 2-3 kez ağırlık çalışmak, vücudunuzun üst kısmını şekillendirebilir.
  • Büyük göbek: Yağ oranı düşük bir diyet ve düzenli yapılan aerobikle göbeğinizi inceltebilirsiniz. 
  • Düşük popo: Poponuzdaki ve üst bacaklarınızın arkasındaki kasları güçlendirerek, vücudun bu kısmını kaldırmak mümkündür. 

Değiştirilmesi zor olanlar: 

  • Selülit: Kilonuza dikkat etmek, ağırlık çalışması ve bol su içmek, selülitten kaynaklanan çöküntülü, gamzeli görüntüyü daha az fark edilir hale soksa da, selülit tamamen kaybolmaz. 
  • Sarkık göğüsler: Özellikle de şnavlarla göğüs kaslarınızı geliştirmek, göğüslerinizi yukarı doğru itse de, tam bir sonuç için estetik ameliyatı olmanız gerekir. 
  • Sarkık kollar: Kilo verip kol kaslarınızı çalıştırmak kollarınızı sıkılaştırır. 

Değiştirilmesi imkansız olanlar:

  • Geniş kalçalar: Kemiklerinizin birbirinden uzaklığını değiştirmenin hiçbir yolu yok maalesef. 
  • Küçük göğüsler: Dünyadaki tüm şnavlar bile göğüslerinizi büyütemez. En iyisi Wonderbra’yı deneyin. 
  • Çatlaklar: Cildinizde çatlak oluşması durumu genetikle alakalıdır ve ne yazık ki bir kere oluştular mı, bir daha asla kurtulamazsınız.
  • Kalın baldır kasları: Bu bölgeyi çalıştırmak, buranın sadece daha da kalınlaşmasına neden olur. Bu nedenle, bacaklarınızın alt taraflarını çalıştıracak, merdiven çıkma, koşu gibi hareketlerden kaçının.

Annem gibi şişman mı olacağım yani ?

Genleriniz vücut şeklinizi etkiler. Yani aslında acı kadere karşı savaş veriyorsunuz, ama havluyu hemen atmayın.

Zayıf ya da kilolu olmanın genlerle olan ilişkisi zaten biliniyor. Ama son zamanlarda yapılan bir araştırma, cinsiyet ve hormonları, kız çocukların annelerinin vücutlarını almasında etken olarak gösteriyor. Büyük bir popo, kalın bacaklar ve sarkık kollardan oluşan bir kadere isyan etmek istiyorsanız, tamamen çaresiz değilsiniz. İşte yapılan araştırmada ortaya çıkan bazı gerçekler:

Annenizin vücut şeklini almanız büyük ihtimal!
Annenizin vücudu ister elma, ister armut, isterse mükemmel bir kum saati şeklinde olsun, onun vücudunu almanız çok muhtemel. Tabii babanızdan da genetik denklemin bir parçası. Ama örneğin; vücut şeklinizi birinden ve kilo alma eğiliminizi ya da ne yerseniz yiyin zayıf kalma özelliğini diğerinden alabilirsiniz. Hatta, vücudunuzda oluşacak çatlaklar, selülit ve gebelikte alınan kilo bile, genetikle bağıntılıdır. Egzersiz, vücut şeklinizi ve kilonuzu korumak için burada da en etkili çözümlerden. 

Önlemler:

  • Eğer genetik mirasınız, kalın bacaklar ve büyük bir popoysa, step yapmak ya da merdiven egzersizleri yerine yürümeyi ya da koşmayı tercih edin. Bu egzersizler, yağ yakmanın yanı sıra bacak kaslarınızı uzun ve ince tutarlar. Simetrik bir görüntü için de vücudunuzun üst kısmı için ağırlık çalışması uygulayın. 
  • Eğer genetik mirasınız büyük bir göbekse, kardiyovasküler egzersizleri tercih edin. Karın bölgesi için ağırlık çalışmalarına da ağırlık verebilirsiniz.

Genlerinizi kontrol edemeyebilirsiniz, ama yediklerinizi edersiniz 
Anneniz yediklerine dikkat ediyor mu, yoksa kızartma, hamur işi ve tatlılar ile annenizin tabağı ayrılmaz bir bütün mü? Bu sorunun cevabı çok önemli çünkü, neyi ne zaman ne kadar yediğiniz, hatta yetiştiğiniz çevre ve mevsimler ve genetik özellikler arasındaki bağ çok sıkı. Tabii ki genler insanları tek başlarına şişmanlatamazlar. Bunu başarmak için hamburger ve profiterolün yardımı gereklidir. 

Önlemler:

  • Eğer ailenizin yeme alışkanlıkları yağlı besinlerden yanaysa, siz bunlardan uzak durun. Kırmızı eti azaltın, kremalı soslardan uzak durun ve mutfakta kendiniz için düşük kalorili süt ürünleri bulundurun. 
  • Anne ve babanız yemek yemeye bayılan ve göbek büyüten tipik Akdeniz ailelerinden mi? Eğer fazla kilolu değilseniz, kendiniz için tek kişiIik porsiyonlar hazırlayın ve yavaş yavaş, çiğneyerek yiyin. 
  • Yemek aralarında atıştırmak bir aile geleneği mi? Günde 3 öğünlük bir yeme programı, sizi bundan uzak tutabilir. Ama yoğurt gibi sağlıklı ve daha düşük kalorili besinleri acil durumlarda kullanabilirsiniz.

Anneniz ince doğup ince yaşayanlardan mı, yoksa formunu hep diyetle mi korumuş?
Adil değil ama gerçek: Bazılarımız kilo almamak için her türlü yola başvururken, bazılarımız da ne yerse yesin incecik kalıyor. Araştırmalar, metabolizmamızın hızlı ya da yavaş olmasının da, anne-babamızdan aldığımız genlere büyük oranda bağlı olduğunu gösteriyor. Annenizin metabolizması yavaş bile olsa, ağırlık kaldırma ve yağsız kas dokularını çoğaltma yoluyla, metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz. Kazandığınız her yarım kiloluk kas, günlük olarak fazladan yakacağınız 60 kaloriye eşittir.

Önlemler:

  • Eğer hem anneniz hem de babanız kiloluysa, haftada en az 2 kez, 20 dakikalık ağırlık çalışması yapın.
  • Kalbi çalıştıran egzersizler fazla kalorileri yakmanıza yardımcı olur. Haftada 3 kez, 25′er dakikalık, orta yoğunlukta aerobik egzersizleri yapın. 
  • Araştırmalara bakılırsa, genel olarak aktif olmak, düzenli bir egzersiz programını uygulamaktan çok daha kolay. Yani, egzersiz yapamıyorum diye canınızı sıkmayın. Yaptığınız ev işleri, çıktığınız merdivenleri sokakta alışveriş için yürümeniz ve hatta bir kitapçıda rafları taramanız bile egzersiz yerine geçiyor. Tek yapmanız gereken, az oturmak ve devamlı hareket halinde olmak.

Hem şişman, hem formda olmak mümkün mü ?

Medyanın şekillendirdiği ‘güzel’ kavramı, bizleri de kendimizi şekillendirmeye programlıyor. Oysa mükemmel vücut diye bir şey yok.

Medyanın yönlendirdiği, ünlülere ve Kaliforniya’da geçen Amerikan dizilerine kafayı takmış toplumumuzun inandırıldığının aksine mükemmel vücut diye bir şey yoktur. Resim gibi boyanmış, heykel gibi şekillendirilmiş vücutlar; medyanın, dergiler, bilbordlar ve televizyon yoluyla gözümüze soktuğu imajlardan ibaret. Fitness dünyası ve medya tarafından yaratılan ‘güzel’ tanımı ortaya birtakım mitler çıkarıyor. Oysa bunların çoğu gerçekten oldukça uzak. İşte bu rivayetlerden bazıları ve doğrulukları:

Rivayet: Hem şişman hem de formda olamazsınız.
Yanlış: Bazı insanların, genetik ve fizyolojik nedenlerden ötürü ince olmaları olası değil. Ancak bu, formda olamayacakları anlamına gelmiyor. Örneğin maraton yüzücüsü Lynn Cox’un vücut yağ oranı yüzde 34; ki bu oran, orta derecede riskli obezlik göstergesi. Ancak kendisi diğer atletlerden daha az formda değil. Araştırmalara göre, kilonuz ne olursa olsun, sağlıklı olmanızın yolu egzersizden geçiyor. 

Rivayet: Ağırlık çalışmak aşırı büyük kas yapar.
Yanlış: Ağırlık çalışmak, yağsız kasların ve yağ yakma kapasitesinin artmasını sağlar. Kaslarınızın büyüklüğünü ise, direnç ve tekrar açısından, ne şekilde antrenman yaptığınız belirler. Ayrıca hormonlarınızın da kaslarınızın büyümesinde etkisi büyüktür. Yani her ağırlık çalışanın aşırı büyük kasları olur demek yanlış bir genelleme olur. 

Rivayet: Egzersiz öz saygıyı geliştirir. 
Yanlış: Birinin bir egzersiz programına başlayabilmesi için pozitif düşünmeleri gerekir. Bugüne kadar pek çok araştırmacı, öz saygının egzersizle geliştiği fikrini ortaya atmış. Oysa son yıllarda yapılan ve 1880 denek üzerinde uygulanan bir araştırmaya göre gerçek aslında bunun tam tersi. Yani öz saygı, aslında düzenli egzersiz yapmak için bir ön koşul. Öz saygısı az gelişmiş kişilerde egzersize başlamak için yeterince motivasyon olmadığı görülüyor.

Egzersiz programına başlarken

Egzersiz yapmakta kararlısınız ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz. Yazımızı okuyun.

Bu gerçekten iyi haber! Egzersizin, ruhsal durumunuz ve beden sağlığınız için ne kadar yararlı olduğunu zaten biliyorsunuz. Şimdiyse nereden başlamanız gerektiğini öğrenmek istiyorsunuz. İşte işinize yarayabilecek birkaç öneri: 

İşe küçük adımlarla başlayın
Egzersiz için verilecek tavsiyeler, kişiye ve amaca göre değişiklik gösterir. Ama günlük olarak yapılacak bir saatlik, orta yoğunluktaki bir egzersiz programı başlangıç için iyi bir hedef sayılabilir. Ağırlık çalışması, bisiklet çevirme ve yürüyüş gibi standart egzersiz kategorisine giren aktiviteler dışında kalan yoga, bol hareket içeren ev temizliği bile egzersiz sayılır. Ya da bunlarla uğraşmak istemiyorsanız, en basitinden dışarı çıkıp yürüyün. Egzersizin anafikri, her gün hareket etmenizi sağlayacak bir uğraş edinmenizdir. Bu uğraş sizi bir de terletiyorsa, o zaman doğru yoldasınız demektir!

Hoşunuza giden şeyi yapın
Bir spor salonuna kaydolup, haftada üç kez step yapmak için kendinizi zorlamanıza gerek yok. İlla da aletlerle çalışacağım diyorsanız, o zaman bazı egzersiz aletlerini eve de alıp koyabilirsiniz. Ama bir kenarda tutup tozlanmalarına izin vermek yok! Kullanın onları. Mesela en sevdiğiniz diziyi seyrederken biraz da pedal çevirseniz fena mı olur? 

Yürüyüş, paten, bisiklete binme ya da kır gezileri, dışarıda aile ve dostlarınızla yapabileceğiniz aktiviteler arasında. Kır gezileri için değişik aktiviteler sunan birçok şirket olduğu gibi, kendiniz de organize edebilirsiniz. 

Bir diğer seçenek de bugüne kadar yapanlara imrendiğiniz ve hoşunuza giden bir spor dalı bulmak. Mesela tennis, ya da squash. Hatta masa tenisi, yelken ya da sörf. Bunlar hem hareket etmenizi sağlayacak, hem de yeni bir şeyler öğrenmiş olacaksınız. 

Egzersiz için zaman yaratın
Egzersizi, günün en az rahatsız edileceğiniz zamanında yapmaya çalışın. Böylece kaçamak yapmak için de özür bulamazsınız. Egzersizi, yapmaktan hoşlandığınız bir tercih olarak kabul edin ve öncelik tanıyın. 

Alışkanlıklarınızı değiştirin
Egzersiz yaparak kaybedeceğiniz ve ihtiyacınız olan su, mineral ve enerjiyi dengeli bir beslenme programıyla geri kazanabilirsiniz. Bu nedenle, yeme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirin. Ayrıca yaptığınız aktivitenin size sağladığı yararları sabote edebilecek kötü alışkanlıklarınızdan kurtulmaya çalışın. 

Kendinizi ödüllendirin
Egzersize başladıktan sonra, büyük ihtimalle, kendinizde oluşan değişikliklerin önce siz farkına varacaksınız. Bu durumda kendinizi ödüllendirin. Mesela bir mesaj, alışveriş, kısa bir tatil ya da ödül sayabileceğiniz başka bir şeyi deneyin. (Asla yemek yemeyi bir ödül olarak kullanmayın.)

Önünüze çıkacak engeller için hazırlıklı olun
Yolculuk, tatil ya da günlük rutin içerisindeki değişiklikler, egzersiz alışkanlıklarınızda aksamalara debep olabilir. Bu durumda, egzersiz için ayırdığınız zamanı korumaya çalışın. Yapamadığınız egzersizlerin yerine geçecek aktiviteler bulmak da bir çözüm olabilir. Mesela alışverişe gittiğinizde yürümeyi tercih edin. Gene asansörü kullanmak yerine, merdivenlerden çıkın. Tatileyseniz, otobüs turlarındansa, yürüyüş turlarını tercih edin. 

Bir egzersiz günlüğü tutun
Yaptığınız egzersizlerin kaydını tutmakla, aktivite için ne kadar zaman harcadığınızı görebilir, aynı zamanda da bunun vücudunuz üzerindeki etkisini ölçebilirsiniz. Yaptığınız aktiviteyi, ne kadar süreyle uyguladığınızı, yoğunluğunu ve öncesi ile sonrasında nasıl hissettiğinizi not alın. Kendinizdeki gelişmeye siz bile hayret edeceksiniz.

Güne kahvaltısız başlamayın !

Kahvaltı günün en önemli ama aynı zamanda da, modern şehir hayatı içinde en çok ihmal edilen öğünü. 

Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez, kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunun altını çizerek, “Güne kahvaltı etmeden başlanıldığı takdirde ne kadar özen gösterilirse gösterilsin diğer öğünler ve atıştırmalarla günlük beslenme ihtiyacımız karşılanamaz” dedi.

Nestle’nin The House Cafe’de düzenlediği ve günün en önemli öğünü olan kahvaltının yararlarının anlatıldığı toplantıda konuşan Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez güne dinç, sağlıklı ve enerjik başlamanın yolunun kahvaltıdan geçtiğini kaydederek, “Sabahları kahvaltı yaptığımız takdirde, vücudumuzun gün boyu alması gereken enerjinin temelleri de atılmış olur. Kahvaltıda, lif bakımından zengin ve yağ oranı düşük yiyecekler tüketildiğinde, vücudumuza gün boyu dinçlik ve dinamizm aşılayacak besin öğeleri de alınmıştır” şeklinde konuştu.

Günlük beslenme ihtiyacı karşılanamaz
Kahvaltı yapıldığı takdirde bunun vücuda büyük getirileri olacağının altını çizen Selahattin Dönmez, “Kahvaltı yaptığımızda, ilk olarak kan şekerimiz yükselir, vücut kaslarımız çalışır ve bizi gün boyu ayakta tutacak fiziksel enerji sağlanmış olur. Ancak günün en önemli öğünü olan kahvaltı atlandığı takdirde diğer öğünler ve atıştırmalarla günlük beslenme ihtiyacımızı karşılayamayız” ifadelerini kullandı.

Düzenli olarak her sabah kahvaltı yapmanın, öğrenme, dikkat, verimlilik ve aynı zamanda fiziksel dayanıklılığı son derece olumlu etkilediğini vurgulayan Dönmez, “Araştırmalar, kahvaltı yapmayan kişilerin öğrenme yeteneklerinde azalma, belleklerinde zayıflama, günlük işler ve performanslarında düşme ve çevreye karşı ilgide azalma görüldüğünü göstermektedir. Yapılan araştırmalar sonucu kahvaltı yapan öğrencilerin kahvaltı yapmayanlara göre daha başarılı oldukları kanıtlanmıştır” dedi.

İdeal kahvaltısı nasıl olmalı?
Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez, lezzetli ve sağlıklı bir kahvaltı için bir takım gereklilikler olduğunu dile getirerek, “Karbonhidrat, protein, lif, mineral ve vitamin bakımından zengin ve az yağlı besinlerin tercih edilmesi gerekir. Kahvaltılık gevrekler içerdikleri enerjiyi ve karbonhidratları vücuda yavaşça aktarırlar. Böylece günün ilerleyen saatlerinde yemek yeme arzusu, abur-cubura yönelme eğilimleri ortadan kalkar, kan şekeri seviyemiz normal seviyesini korur. Lif oranı yüksek kahvaltı, doyurur ve açlık hissini bastırır. Bunlara ek olarak, temel vitamin ve minerallerle güçlendirilmiş kahvaltılık gevrekler, kilomuzu korurken, ihmal ettiğimiz temel besin maddelerini almamızı sağlar. Tahıl gevreği ile birlikte karışık beslenen bireylerin ayrıca vitamin ve mineral desteğine ihtiyaçları olmayacaktır. FDA (Amerika Gıda ve İlaç Kurumu) az yağlı süt ile hazırlanmış tahıl gevreğinin kalp ve damar hastalıkları açısından koruyucu olduğunu bildirmektedir” şeklinde konuştu. 

Lif bakımından zengin besinlerin başında ceviz, fındık gibi sert kabuklu yağıl tohumların geldiğini hatırlatan Uzman Diyetisyen Dönmez, “Bunların yanı sıra; kepeği ayrılmamış tahıl taze sebze ve kabuklu meyveler ve kuru baklagiller gelmektedir. Araştırmalar yüksek oranda lifli gıdalar tüketenlerin, kan kolesterol ve kötü huylu kolesterol (LDL) düzeylerinin düşük olduğunu ve özellikle işlenmemiş tahıldan elde edilen kahvaltılık gevreklerin kroner kalp hastalığına karşı koruyucu etki sağladığını ortaya koymaktadır” açıklamasını yaptı.

Sindirim sistemine yararları
Diyet lifinin sindirim sistemine de yararlı olduğuna dikkat çeken Dönmez, “Diyet lifi, bağırsakta fermantasyona uğrar ve suyu tutarak kabızlığı önler. Böylece sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Aynı zamanda lifler bağırsaktaki kanser yapıcı maddeleri yapılarına bağlayarak vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar ve kolon kanser riskini azaltır. Ayrıca, östrojen metabolizmasını düzenleyerek kadınları göğüs kanserinden de korur. Şeker hastaları tarafından diyetle alınan yüksek oranda lifin, daha uzun sürede emilmesi nedeniyle kan şekerini daha düşük seviyede kontrol altına aldığı da bilinmektedir” şeklinde konuştu. 

Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez, Türkiye’de okul öncesi ve ilköğretim eğitimi gören öğrenci sayısının 12 milyonu geçtiğini hatırlatarak, “Ne yazık ki, okul öncesi çocukların yüzde 16’sının beslenmesi bozuktur. Bu yüzde 14-25′i yaşıtlarına göre daha zayıf ve kısa boyludur. Okul çağındaki çocukların ise yüzde 17-35′inden fazlasında kansızlık (anemi) görülmektedir. Öğrencilerin beslenme alışkanlığı incelendiğinde yüzde 60-85′inin sabah kahvaltı yapmadığı gözlemlenmiştir. Bu çocukların yüzde 25-43′ü kahvaltıda simit, gofret, çikolata, sandviç gibi besinler tüketmektedir” dedi.

Derse devamsızlık oranı azalıyor
Kahvaltı yapan öğrencilerin derste daha katılımcı olduklarını ve okuldaki disiplin sorunları yüzde 50 azaldığını belirten Uzman Diyetisyen Dönmez, “Dolayısıyla ders dinlemeye ve öğrenmeye daha çok vakit kalıyor. Belirli bir zaman sonra ise, matematik notları yüzde 16′ya kadar, okuma notları yüzde 10′a kadar artabiliyor. Öğrenciler karın ve baş ağrılarından daha az şikayet ediyor. Kahvaltı etmeyen öğrenciler konsantre olmakta zorlanıyor, huzursuz oluyor ve huzursuzluk yaratabiliyor. Kahvaltı etmeyen öğrencilerin kan şekerleri karbonhidrat, protein, lif, mineral düşük çıkıyor ve daha çabuk yoruluyorlar. Kahvaltı eden öğrenciler daha uzun konsantre oluyor ve daha çok bilgi öğrenebiliyor. Yaramazlık yapmıyor ve dersi devamsızlık oranı azalıyor ve daha yüksek notlar alıyorlar” şeklinde konuştu.

Vitamin yetersizliğine dikkat
Türkiye’deki 0-5 yaş grubu çocuklarda, okul çağı çocuk ve gençlerde, yetişkin kadın ve erkeklerde, yaşlılarda vitamin yetersizlikleri görüldüğünü anlatan Dönmez, “Demir eksikliği anemisi önemli bir halk sağlığı sorunudur: 0-5 yaş grubu çocukların yüzde 50’si, okul çağı çocukların yüzde 30′u, gebe ve emzikli kadınların yüzde 50’si kansızdır” dedi. Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez, demirin insan metabolizmasına büyük yararları olduğunu kaydederek, “Kanda oksijenin dokulara taşınması, bağışıklı sistemi, bilişsel performans için gereklidir. Yetersizliğinde, demir eksikliği anemisi oluşur. Anemik bireylerde baş dönmesi, yorgunluk, iştahsızlık, tırnak incelmesi, kısa nefes alıp verme oluşur. Demirden en zengin besinler, kırmızı et, tavuk, balık ve hindi etidir. Bunu dışında kuru meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, fındık ve fıstık da demir açısından zengin besinlerdir. Demirin diyette daha iyi emilmesi için C vitamini kaynağı ile tüketilmesi gerekir” açıklamasında bulundu.

Zayıflamaya yardımcı pratik öneriler

Diyet yapıp kilo vermek ilk amacınız olsa da, sağlıklı beslenmeyi öğrenmek, sizin için daha önemli olmalı. Diyetisyen Havvanur Yoldaş, bunun için yapılması gerekenlerin aslında çok basit olduğunu belirtiyor:
? Yemeğe başlamadan önce iki bardak su için.
? Fiziksel aktivitenizi artırın.
? Az az, sık sık ve yavaş yavaş yiyin.
? Şekere, hamur işlerine dikkat edin.
? Tam olarak doygunluk hissettiğinizde değil, açlığınız geçtiğinde yemeği bırakın.
? Kızartmaları hayatımızdan çıkarın.
? Posalı (lifli) besin tüketimini artırın.
? Öğün atlamaktan kaçının.
? Akşam yemeğini yatmadan üç saat önce sonlandırın.

Herkese uygun beslenme çözümleri

Şimdilik sadece İstanbul’da hizmet veren Rafinera’nın sadece kilo verme programı yok. Bunun yanı sıra 3 günlük detoks, vejeteryan beslenme programları, kendi mönüsünü yaratmak isteyenler için personel şef mönüsü ve sağlıklı bir beslenme programı takip etmek isteyen hamilelere özel programları da var. Ayrıca yakında çocuklara özel mönüler de Rafinera beslenme programları içinde yer alacak. 
3 ana + 2 ara olmak üzere günlük toplam 5 öğünden oluşan beslenme paketleri, kişisel ihtiyaçlara yönelik olarak 2 ana + 2 ara (akşam öğünü dahil edilmeden) veya 1 ana + 2 ara (işyeri paketi) şeklinde de servis edilebiliyor. Yemekler önceden pişirilmiş olduğundan servis edilen birçok yemek soğuk yenmeye de uygun, sadece paketteki akşam yemeklerini ısıtarak yemeniz gerekiyor.

Her şey dahil diyet

Kısa bir süre önce kişiye özel beslenme çözümleri ile sağlıklı beslenme alanına iddialı bir giriş yapan “Rafinera”, deneyimli ekibiyle dört aşamada size özel bir beslenme programı çıkarıyor.

Diyet deneyimi yaşayan herkes, öğünlerde onu  neler bekleyeceğini biliyor: Kahvaltıda 1 kutu yağsız-tuzsuz
peyniri, 1 dilim light ekmek, domates ve salatalıkla tüketirken, öğlen yemeğinde 3 köfteyi salatayla yersiniz, akşam da 4 kaşık sebzeyi yağsız yoğurtla mideye indirip, aralara 1-2 meyve attırıp, küp küp su içtiğinizde genel bir diyet listesini tutturmuş oluyorsunuz. Kabul edelim ki, tatsız tuzsuz ve sıradan bir liste bu. Bir anlamda diyetin bedelini damak tadımızı unutarak ödüyoruz.

Kimi zaman listeler değişse de diyet deyince hiçbirimizin aklına soyalı sebzeli krep, üzümlü balık salata, bezelye ve nane pestolu bonfile, yanında arpa şehriye pilavı gibi yemekler gelmiyor değil mi? Ama aslında bu özel yemeklerin hepsi ve daha fazlası diyetinizin bir parçası olabiliyor. Peki, ama adları bile ağzımızın suyunu akıtan bu kadar gurme lezzetleri kim hazırlayacak? Kısa bir süre önce kişiye özel beslenme çözümleri ile sağlıklı beslenme alanına iddialı bir giriş yapan “Rafinera”, deneyimli ekibi ile 4 aşamada size özel bir beslenme programı çıkarıyor: 
Rafinera danışmanları beslenme ihtiyaç ve tercihlerinizi detaylı olarak öğreniyor.
Beslenme uzmanları beslenme planlarınızı oluşturuyor.
Gurme şefler size özel lezzetler yaratıyor.
Dağıtım ekibi listenizdeki her şeyi günlük olarak istediğiniz adrese ulaştırıyor

Tenlere “Orient Express” dokunuşu

Artık hepimiz yaz hayalleri kurmaya başladık. Ege ve güney sahillerinde de tatlı bir hareketlenme söz konusu. Antalya Xanadu Otel Shang Du Spa’da uygulanan sıra dışı masaj yöntemlerinden biri olan ve eski masaj ritüellerinden ilham alan Orient Express kombinasyonu, vücudu rahatlatmak ve canlandırmak için beş farklı masaj stilinin gücünü birleştiriyor. Spa’nın direktörü Marites Florentino’dan uygulamanın  ipuçlarını aldık: 
“Bu tam bir vücut masajı olmakla birlikte içerisinde beş farklı masaj çeşidi barındırıyor. İsveç tekniği, Shiatsu, Accupressure (parmak uçları ile yapılan uygulama), Refleksoloji ve Tai masajından esinlenerek yaptığımız germe masajı. Orient Express, vücudun tümüne
uygulanıyor, bu yüzden vücudun tamamında iddialı bir teknik. Özellikle sırt ve omuzdaki tutulmalara karşı etkili. Vücudun her noktasını hedef alıyor. Diğer masaj türlerine göre çok daha detaylı.”

Makyajınız S.O.S. verirse

Makyaj yaparken hangimizin başına tuhaf, belki de komik bir aksilik gelmedi bugüne kadar?

İşte, birkaç makyaj arızası ve onları anında düzeltme teknikleri…

NEMLENDİRİCİM YAĞLI
Her ne kadar ışıltılı bir cilde sahip olmak istiyorsanız bile, bu kadarı fazla olabilir. Pudralı makyaj kağıtları bu durumlarda en büyük yardımcılarınız. Birçok kozmetik markasının ürettiği parşömen benzeri özel bir kağıt, cildi renk pigmentleri olmaksızın matlaştırıyor.
RUJUM BULAŞTI
Yemek yerken en zor şeylerden biri sürdüğümüz rujun kaşığa, çatala ya da ısırdığımız ekmeğe sürülmeden, kısacası bozulmadan kalmasını sağlamaktır. Ama şüphesiz en kötüsü dudak dışında yüzün başka bir yerine buluşması. Ne yapmalı? Boyanan bölgeyi nemli bir peçeteyle silin. Kalan lekeyi de makyaj çantanızda mutlaka bulunması gereken bir kapatıcıyla kamufle edin. Ertesi sefer aynı sorunla karşı karşıya kalmamak ise elinizde. Dudaklarınızı önce bir dudak kalemiyle çerçeveleyin. Böylelikle akmasını engellemiş olursunuz.
ALLIK RENGİM ABARTILI
Bir anda doğal pembe yanaklar yerine palyaço yanaklarına mı sahip oldunuz? Nemli bir mendille fazla allığı yanaklardan şakaklara doğru silin. Ardından istediğiniz tondaki yanaklara sahip olduğunuza inandığınız ana dek bir makyaj baz ürünüyle kamufle edin.
TIRNAĞIM KIRILDI
Kağıt mendilinizden kopardığınız minik bir parçayı, tırnağınızın kırılan bölgesinin üzerine koyun. Cila yardımıyla üzerini sabitleyin. Ardından renkli bir ojeyle yeniden üzerinden geçin. Aynı talihsiz olayın tekrarlamasını engellemek için oje sürmeden önce tırnaklarınızı tırnak cilasıyla güçlendirin.
RİMELİM AKTI
Makyajınızı tamamladıktan sonra aynaya baktığınızda güzel bir kadın yerine sevimli bir panda yavrusu görüyorsanız, durumu kurtarmak için elinizin altındaki el kremine başvurabilirsiniz. Bir makyaj temizleyici mendil ya da kulak çubuğuna aldığınız bir miktar kremle göz altlarındaki fazla rimel kalıntılarını rahatlıkla ve hassas cildinizi tahriş etmeden alabilirsiniz.
FAZLA JÖLE KULLANDIM
Elbisenizi giydiniz, makyajınızı yaptınız. Artık saçlarınızı yeniden yıkamanız pek mümkün görünmüyor. En iyisi nemli bir havluyla saçlarınızı ovuşturarak saçlarınızdaki fazlalığı alabilirsiniz. Sırada saçları kurulama seansı var. Fön makinenizi soğuk seviyesine ayarlayın. Aynı tatsız durumun yeniden yaşanmaması için jöleyi avucunuzun içine alarak küçük porsiyonlar halinde saçlarınıza sürün.
KAŞLARIMI FAZLA ALDIM
Kuşkusuz ki, boyanmış bir kaş hiç olmayan kaştan daha iyidir. Bir göz kalemi ya da ince bir fırça üzerine aldığınız pudra göz farıyla kaşlarınıza arzuladığınız kavisi yeniden verebilirsiniz. Tabii ki fazla aldığınız kaşlarınız yeniden çıkana dek…