Monthly Archives for Aralık 2008

Baş Dönmesi

Bu bozukluk bir yanınıza veya diğer tarafınıza yattığınızda veya bakmak için başınızı geri verdiğinizde ortaya çıkan aşırı baş dönmesi olanak tarif edilir.Belirtiler

- Birden baş dönmesi (kendinizi veya etrafınızı dönüyor hissetmeniz). Bu durum bir dakikadan kısa süren ve başınızı belli bir yöne çevirdiğinizde meydana gelir.

- Baş dönmesiyle beraber kontrol edilemeyen göz hareketleri.

Baş dönmesini oluşturan neden başın hareketi değil pozisyonudur. Bu tür özelliği onu diğer baş dönmelerinden ayırın. Problem iç kulaktaki sıvı dolu bölüm olan ve dengeyi kontrol eden vestibüler labirenttedir fakat nedeni bilinmemektedir.

Teşhis

Bir yanınız üzerine (sağ veya sol) yatanken veya başınız geriye verilmişken eğer çevreniz dönüyor veya siz kendinizi havada uçuyor gibi hissediyorsanız ve gözleniniz kontrolünüz dışında bin yandan bin yana kayıyorsa, siz pozisyona bağlı baş dönmesi geçiniyorsunuz. Kriz genellikle 1-2 dakikada düzelir. Ancak neden baş dönmesi geçirdiğinizi bulmak için testler yaptırılmalıdır. Başka bin rahatsızlığın bu duruma sebep olup olmadığını belirlemek gerekecektin.

Tedavi

Pozisyona bağlı baş dönmesi hoş olmayan bir dunumdun. Çok nadiren ciddi bin problem sayılır. Ancak işiniz nedeniyle kısa baş dönmeleri bile zararlı oluyorsa, bu bin problem sayılabilir. En yaygın tedavi yolu, belirtilere neden olan pozisyon veya faaliyetlere girmekten sakınmaktır.

Hiper Tansiyon

Genellikle şikayete neden olmaması dolayısı ile hem gizli kalır, hem de önem verilmez.
Pek çoğumuz raslantı sonu tansiyonumuzu ölçtürür ve yüksek olduğunu öğrenip şaşırırız.

“Sırt ağrılarım dolayısı ile doktora başvurduğum zaman, romatizmamın olduğu söylendi ve bazı ilaçlar önerildi. Bu arada hiç beklemediğim bir şeyi öğrendim, tansiyonumun çok yükseldiğini”
(Hasta, E.A., 55 yaşında, kadın).

Sonunda hasta uygun bir tedavi ile sırt ağrılarından tamamen kurtuldu, fakat bununla hiç ilgili olmayan tansiyon
yüksekliği için ömür boyu tedavi olması gerektiğini de öğrendi.

Daha şanslı olan hastalarda, tansiyon yüksekliği bir takım önemsiz belirtilerle ortaya çıkarak vakit geçmeden doktora müracaatı gerektirir.

“Eşimin uzun zamandır başı ağrıyordu. Muayenede tansiyonu yüksek bulundu. Uygun bir tedavi ile hem tansiyonu normale döndü, hem de bunun yaptığı baş ağrılarından kurtuldu. Bir kaç yıl sonra benim de başım ağrımaya başladı.Eşimin önerisi ve ısrarı ile gittiğim doktor bende de orta derecede yüksek tansiyon tespit etti; başka hiç bir bozukluk bulunmadığı için, erken geldiğimi, tansiyonumun yeni başladığını bildirdi.”
(Hasta, K.V.61 yaşında, erkek).

Çoğumuzun tansiyon yüksekliği yukardaki hastalar gibi tesadüfen, normal bir kontrol sırasında, hatta merak dolayısı ile yapılan ölçümlerde ortaya çıkar. Kan basıncı yüksekliği karşılığı olarak kullanılan “Tansiyon yüksekliği” ya da “Hipertansiyon” pek az sıkıntı verir, çoğu zaman da kalp, beyin ve böbrekleri bozmadıysa hiç bir sıkıntıya neden olmaz.

Ağrısı, ateşi olmayan, kendisini tamamen sağlıklı hisseden, sağlık ve enerjisinden gurur duyan bir kimsenin, hasta gibi her gün devamlı ve belki de ömür boyu ilaç kullanması kolay değildir. Hele bu ilaçların bir kısmının yan etkilerini duyan kişilerin ilaçtan kaçmaları çok doğaldır. Yine de tansiyon yüksekliğinin tanı, tedavi ve devamlı kontrolu için gerekli bilgiler verildiği zaman, hastaları devamlı ilaç almaya inandırmak mümkündür.

Unutulmamalıdır ki, tansiyon yüksekliği için alınan önlemler yaşam boyu devam edecektir.
 

Normal Kan Basıncı ve Yüksek Kan Basıncı

Gerçekten nedir bunlar? Ne zaman çok yüksek denir?
Kan basıncı yüksekliği denen tansiyon yüksekliğinin sonunda ne olmaktadır?
Akibeti ne olabilir?

Vücudumuzdaki organları oluşturan dokular kalp ve damar sistemi yolu ile düzenli bir şekilde oksijen ve besin maddeleri alarak görevlerini yerine getirir. Bu işlemin sürekliliği için kalp düzenli bir ritmde çalışır. Kendisine kulakçıklardan gelen kanı karıncıklar yolu ile büyük ve küçük dolaşıma pompalar. Bu pompalama boyun ve el bilek damarlarında nabız atması şeklinde hissedilir ve elimize vurur. Sol karıncıktan atılan temiz kan yüksek basınçla bütün vücuda dağılır, işte bizim “tansiyon” diye ölçtüğümüz damar içindeki bu kanın basıncıdır. Büyük dolaşım sistemi ile dokuların gereksinimini karşılamak için dağıtılan bu kan kullandıktan sonra tekrar temizlenmek üzere, küçük dolaşım yardımı ile akciğerden geçirilir.

Kan basıncı ölçümünde iki sayı vardır. Yüksek olan sayı “sistolik” basınç ya da büyük tansiyon adı ile anılır. Bu
basınç kalbin içindeki kanın damarlara pompalandığı anda oluşur. Bu pompalama nabız sayısı gibi dakikada 70-100 civarındadır.İki pompalama arasında kalp adalesi içine kanı doldurmak için gevşer ve bu sırada damardaki basınç düşer, buna “diyastolik basınç” ya da küçük tansiyon denir.

Kan basıncını ölçmek için içine hava pompalanan bir lastik kolluk dirseğin üst tarafından kola sarılır. Bu kolluk hava pompalanınca, temiz kan damarlarını (arter) o kadar sıkıştırır ki içindeki kan akımı durur, ayrıca bilekteki nabız kaybolur. Sonra lastik kolluk içindeki hava yavaş yavaş bırakılır. Kolluk içindeki hava basıncı kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınca inip eşitlenince, kanın çarpması ile bu damarda bir ses meydana gelir.

Her kalp atımında oluşan bu ses sistolik kan basınç değerini verir. Tansiyon ölçülen kolun bilek damarını kontrol edersek kulaklıkla dinlenen bu sesin oluştuğu basınç seviyesinde, nabız atımının başladığını hissederiz. Kolluk içindeki hava boşaltılmaya devam edilince, basınç azalarak, kulaklıkla duyulan sesin bir noktada artık duyulmadığı görülür. Burada basınç damardan kanın serbestçe akabildiği seviyededir. Buna diyastolik basınç denir.

Diyastolik basınç bilek damarlarından bulunmaz. Tansiyon seviyeleri, ortasında ibresi bulunan göstergelerle, civa sütununun yüksekliği ile ya da elektronik aletlerin sayısal göstergeleri ile okunur. Okunan değerler milimetre civa sütunu olarak açıklanmakla birlikte, 13-15 gibi sayılarla da ifade edilir (Örneğin 170 mmHg yerine 17 denebilir).


Bunları hiçbir zaman unutmamak gerekir:

  • Tansiyon seviyeleri duvara çakılan bir çivi gibi sabit değildir. Günün saatlerine ve kişilerin durumuna göre, devamlı olarak az-çok değişiklikler gösterir. İş dönüşü en yüksek, gece sabaha karşı en düşük seviyede bulunur.
  • Polikliniklerde heyecan ve sıkıntı dolayısı ile ölçülen yüksek seviyeler, aynı kişinin evinde ölçülse daha düşük bulunabilir. Bu yüzden birkaç saat içinde görülen önemli derecedeki tansiyon farklarını hemen ölçenin dikkatsizliğine ya da cihazın bozukluğuna bağlamak yanlıştır.
  • Normal tansiyon seviyeleri yaş ilerledikçe artar. Yaşlı insanlarda kan basıncı yükselme eğilimi gösterir. Buna karşılık kan basıncı ne kadar yüksekse ömür o kadar kısadır. Sağlığı bozan kan basıncı sınırı belirlenmiştir. Bu sınır normal tansiyonla yüksek tansiyonu birbirinden ayırır. Sistolik basınç 140, diyastolik basınç 90’ın altında ise normal kan basıncından bahsedilir.
  • Eğer bir haftada üç defa ölçülen tansiyonun en az ikisi 160/95’in üzerinde bulunursa tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) teşhisi konulabilir. Bu ölçümlerde sık sık sistolik 130-139 arası ve diyastolik de 85-89 arası bulunuyorsa buna “sınır tansiyon yüksekliği” denir. Bu kişilerin tansiyonlarını kontrol ettirmeleri gerekir. 5 milimetre cıva (mmHg) lık yükselmeler bile hayatın akışına ve ömrün uzunluğuna etkisi olduğu için ihmal edilmemelidir.
  • Tansiyon yüksekliği ile sinirlilik birbirine paralel olmadığı gibi pek çok sakin ve rahat görünüşlü insanda yüksek tansiyona rastlanabilir. Tansiyon yüksekliğinin yaşlılara has bir hastalık olduğunu düşünmek yanlıştır. 3-5 yaşındaki çocuklarda bile bazı nedenler tansiyon yüksekliği yapar. Tansiyonun kendisi genellikle bir şikayet oluşturmadığı için hastalık tanısı olamaz. Bununla birlikte, bir süre sonra çeşitli organlarımızda meydana getirdiği bozukluklar ciddi hastalıklara neden olur.

    “Dikiş dikerken birden bire sol gözüm bulandı ve görmez oldu. Doktoruma gittiğim zaman çok yüksek tansiyona bağlı göz içi kanaması olduğunu öğrendim. Halbuki o güne kadar kendimi çok sıhhatli zannediyordum,”
    (Hasta N.L. 56yaşında, kadın).

    Tansiyon yüksekliğinin hedef seçtiği belli başlı üç organ vardır: Kalp, Beyin ve Böbrekler. Hastalarda er geç bu organların damarlarında hasar meydana gelir.

    “Babam hipertansiyonu dolayısı ile 30 yıldır tedavi altında, halen 81 yaşında, benim tansiyonum da şimdi kontrol altına alındığı için, artık korkmuyorum,”
    (Hasta A.R. 55 yaşında, erkek).

    Hastalar tedaviye devam ettikleri sürece sağlıklı yaşarlar. Yüksek tansiyon damar sistemindeki direnci arttırarak kalbin pompalamasını engeller. Kalp daha çok ve güç çalışır. Sonunda büyüme başlar ve adelesi kalınlaşır. Tansiyon yüksekliği tedavi edilmez ise neticede kalp kanı boşaltamaz ve kalp yetmezliği ortaya çıkar.

    Vücutta bulunan tüm damarlarla birlikte kalp damarları, koronerler de sertleşerek, daralır, tıkanır ve kalp krizleri meydana gelir. Beyin damarlarındaki sertlik felçlere neden olurken, böbrek yetmezliği üremi ile sonuçlanır.

    Bunlar tansiyon yüksekliğinin en önemli sonuçlarıdır. Gelişmiş ülkelerde hastalık ve ölümlerde birinci sırada bulunurlar.

    Kan basıncının neden yükseldiği genellikle bilinmez. Bununla birlikte tansiyonlu hastanın nasıl davranması gerektiği ve tansiyon yüksekliğinin nasıl tedavi edileceği bilinmektedir.

    Kan basıncı yüksekliği çok yaygındır. Almanya’da 40 yaşın üzerinde olanların % 20’sinde hafif ya da ağır tansiyon yüksekliği vardır.Amerikalıların en az yarısında hayatlarının bir döneminde mutlaka tansiyon yüksekliği gelişir.

    Bu kadar yaygın bir hastalık olduğu için sorunun aydınlatılmasına yönelik geniş kapsamlı çalışmalar devam etmektedir. Vücudumuzda kan basıncı ve dağılımını düzenleyen mekanizmalar çok karmaşık ve içiçe girmiş durumdadır. Bu denge bir ya da birkaç yerinden bozulduğu zaman tansiyon yükselir.

    Yüksek kan basınçlı hastaların çoğunda bu bozukluğu açıklayabilecek bir hastalık yoktur. Bu duruma esansiyel (primer) hipertansiyon denir. Bazı ailelerin fertlerinde diğerlerine göre daha fazla saptanabilir. Tansiyon oluşmasındaki diğer önemli etkenler ise basınç yüksekliğini kolaylaştıran ya da devam ettiren dış faktörlerdir.

    Bu faktörlerin çoğunun bizim hayat tarzımızla ilgisi vardır. Hareketsizlik, şişmanlık ve stres tansiyon yüksekliğinin oluşmasını kolaylaştırır ve ayrıca damar sertliğini doğrudan arttırır.

    Hergün farkına varmadan kalp-damar sistemini uyaran pek çok olay yaşarız. Boşu boşuna sinirleniriz. İşlerimizde karşılaştığımız öfke ve üzüntüleri düşünürsek, bunların çoğunluğunun dış etkenlerle olduğunu hatırlarız. Bu durumlarda masaya bir yumruk atmak ya da bağırıp-çağırmak daha sıhhatli bir tepki olabilir, fakat herkes böyle tepki gösteremez.

    Yine de normal işlerimizi yürütmemiz için dış uyaranlar ve iç etkenler gereklidir.

    Buna karşılık çoğunluğumuz, gerektiğinden ya da katlanabileceğimizden fazla uyarı alırız, işte buna “stres” denir. Bunların içinde en kötüsü insanı devamlı dürten, içini kemiren etkenlerdir. Bu insanın dayanabileceğinden çok fazlasını götürür. Zaman baskısı, huzursuzluk ve umutsuzluk sonuç olarak ortaya çıkar. Muhtemelen her iki hastadan biri yukarıda tarif edilen psikolojik tablodadır.

    Tansiyon yüksekliğini kolaylaştıran başka faktörler de vardır. Tuz kullanımı bunların başında gelmektedir. Acı, ekşi, limon ve baharatın tansiyona hiçbir etkisi yoktur. Bunları izleyen diğer bir önemli etken şişmanlıktır. Şişman kişilerde kalp daha çok çalışmak zorundadır.

    Yukarıdaki etkenlerin hepsi hem tansiyon yükselmesine neden olur, hem de kan basıncını yükselten uyaranlara daha fazla cevap verilir.

    Ekseri vakalarda yaşam şeklinin değiştirilmesi kan basıncının normale dönmesi için yeterlidir.Özellikle tansiyonu hafif yüksek vakalarda çok başarılı olunabilir.

    İlaç ihtiyacının azaltılması ve hipertansiyonun istenmeyen sonuçlarından korunmak için önlemlere dikkat etmelidir. Bu konuda düzenli bir spor yapmak önerilir. Antrenman ile birkaç ayda pek çok tansiyonlu hasta düzelebilir.

    • Koşu, ip atlama, bisiklete binme, bahçe çalışmaları tavsiye edilebilir. Haftanın en az üç günü 15 dakikadan az olmamak kaydı ile yapılan egzersizler çok faydalıdır. Bu süre içinde nabız sayısı 150 civarında kalacak şiddette egzersiz uygulanmalıdır.
    • Yürüme bir spor değildir. Ancak 70 yaşı aşan kimselere, hızlı olmak koşulu ile önerilebilir.
    • Sigara tansiyon yüksekliğinin doğrudan damar sertliği üzerine olan etkisini hızlandırır. Mutlaka terk edilmelidir. Bugüne kadar azaltarak sigarayı bırakana pek rastlanmadığı için, uygun bir zamanda bir daha içmemek üzere terk etmelidir. Sigara bıraktığı için hasta olan hiç kimse görülmemiştir.
    • İçkiyi mümkün olduğu kadar az için.
    • Tuzlu gıdalardan ve sofrada tuzluk kullanmaktan kaçının.
    • Baharatlı ve ekşilerden hoşlanıyorsanız, çekinmeyin, birçok gıda da tuz ihtiyacınızı giderir.
    • Kilonuz fazla ise ayda 2-4 kilo zayıflayın.

    Az iş planlayın, yerine getirebileceğiniz günlük bir plan yapın. Bütün istekleriniz aynı derecede önemli değildir
    Eğer kan basıncı tüm tedbirlere rağmen hala yüksekse, ilaç almak gerekir

    Önceden kesinlikle karar verilmesi gereken bir konu vardır: “Tansiyon ilaçları genellikle ömür boyu kullanılır”. Doktor önermeden miktarı değiştirilmez, terk edilemez ve başka ilaca geçilmez. Hiçbir tansiyonlu diğerine benzemeyeceği için “Ayşe hanıma” çok iyi gelen “Fatma hanımı” daha da hasta edebilir. En iyisi tansiyonla iyi geçinmeli ve ilaç ile arkadaş olmalıdır.

    Hergün ilaç almak gerçekten zor bir iştir.Özellikle unutkanlık, sonraları da bıkkınlık, düzenli ilaç alınmasını önlemektedir. Bazı hastalar ise tansiyonlarının yükseldiğini hissedebildiklerini zannederek yalnızca o zaman ilaç alırlar. Bu son derece hatalı bir tutumdur.

    Tedavide başarılı olmak için en önemli etken ilacın önerilen dozda ve zamanında alınmasıdır. şayet ilaca bağlı yan etkiler ortaya çıkarsa ya da ilaç sizi rahatsız ediyorsa, doktorunuza bunları hemen bildirin. Tansiyon tedavisinde uygun ilacın uygun miktarının bulunması için, birkaç defa ilaç değişikliği yapılabilir. Bu da en az iki aylık bir zaman alır.

    Tedavinin başarılı olduğunu nasıl anlayacaksınız ?

    • “İlaca başladıktan bir müddet sonra çabuk yorulmaya başladım. Daha sonra verilen ilaç ise ağız kuruması ve garip rüyalar meydana getirdi. Bir ay sonra doktorum başka bir ilaç önerdi. Şimdi tansiyonum normal ve bir şikayetim yok,” (Hasta N.R., 42 yaşında, erkek).
    • Hızla normale getirilen yüksek tansiyonlar bazen şikayete neden olabilir. Bu yüzden tansiyonun yavaş normal seviyelere indirilmesi daha doğrudur. Aradan birkaç gün geçmeden ilaç miktarını arttırmak doğru değildir.
    • Tansiyon ilacını aldığı sürece yüksek tansiyonlunun kendisini hasta hissetmesi için bir neden yoktur. Eğer önerilen tedbirlere uyup,verilen ilacı alıyorsanız ve tansiyonunuz normale geldi ise, normal hayat akışınız devam edecek demektir.
    • Tansiyon yüksekliği genellikle rahatsızlık vermediği için ilaçlarınızdan şikayetleriniz olmasa bile, tedavinizin durumunu doktorunuza düzenli aralıklarla danışın. Doktorunuz, evde kendi tansiyonunuzu nasıl ölçeceğinizi öğretebilir. Yardımcı sağlık personeli size ölçme konusunda yardımcı olabilir. Tüm ölçüm sonuçlarını bu kitabın arkasındaki kısma yazın.Mümkünse aynı saatte ölçüm yapın.
    • Kan basıncının gün boyu oynamalar gösterdiğini unutmayın. Kan basıncı tedavi sırasında da beklenmeyen oynamalar gösterir, bunu izleyip doktorunuza bildirin. Ölçümlerinizi doktorunuzunki ile karşılaştırın. Sizin evdeki ölçmeniz, daha sakin olacağı için 5 mm daha düşük çıkacaktır.

    Kendi kan basıncınızı ve ilacınızı diğer hastalarla karşılaştırmayın. Doktorunuz tansiyonunuzu ölçtükten sonra mutlaka aldığınız ilaç ve miktarlarını gerçek olarak söyleyin. Mümkünse doktorunuza kullanmakta olduğunuz tüm ilaç ve son tahlil raporları ile birlikte başvurun.

Sağlık Bakanlığı Personel Alımı

Sağlık Bakanı Recep Akdağ , 7 bin personel alımı için Maliye Bakanlığı `na başvurduklarını açıkladı. Tekirdağ `da konuşan Bakan Akdağ , Maliye Bakanlığı `nın onay vermesi halinde alınacak personelin hastanelerde değerlendirileceğini söyledi. Ayrıca önümüzdekii yıl içinde memur talebinde de bulunacaklarını belirten Bakan Akdağ , devlet hastanelerinin, SSK `lı hastalar için SSK `dan talep ettiği fazla fatura iddialarının yanlış olduğunu savundu . Konuyla ilgili açıklama yapan Akdağ , `böyle bir şey yok. Sağlık Bakanlığı cirosundan Maliye Bakanlığı `na yüzde 16 doğrudan doğruya ödeme yapılıyor. Bunlar boşuna piyasada dolaştırılan laflar. İstisnalar olabilir. Yanlışlık varsa zaten o ödemeyi SSK yapmıyor. Kasıt varsa da hesabı soruluyor` diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı

 

SAYIN BAKANIMIZ PROF. DR. RECEP AKDAĞ’IN

AKILCI İLAÇ KULLANIMI”

KONULU KONUŞMA METNİ

 

Kıymetli misafirler,

Konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

 

Dünya Sağlık Örgütü, bir insanlık hakkı olarak sağlık ve sağlığa erişmede eşitlik ilkesinden hareketle, ilaca erişebilirliğin uzun vadeli ilaç politikalarının ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında konunun, tüm sağlık politikasının bir parçası, daha da genişletildiğinde bir ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarının bir bileşeni olduğu görülmektedir.

 

Dünyada yanlış, gereksiz, etkisiz ve yüksek maliyetli ilaç kullanımı çeşitli boyutlarda sorunlara neden olmaktadır.

 

Bunlardan biri gereksiz ve yanlış tüketime bağlı sorunlardır ki, bu sorunların başında antibiyotiklere direnç gelişimi gelmektedir.

 

Bir diğer boyutu ekonomik sorunlardır; yüksek ilaç harcamaları sosyal güvenlik kurumlarına ağır bir yük getirmekte, geri ödemede ciddi ödeme sıkıntılarına yol açmaktadır.

 

Bu sebeplerden dolayı dünyada çeşitli çözüm yolları üretilmeye, geliştirilmeye çalışılmıştır.

 

Alınan doğrudan önlemler yanında, dolaylı önlemlerden biri olarak “Akılcı İlaç Kullanımı” uygulamaları devreye sokulmuştur.

 

1985 yılında Nairobi’de yapılan Dünya Sağlık Örgütü toplantısı akılcı ilaç kullanımı çalışmaları için başlangıç sayılmaktadır.

 

Dünya Sağlık Örgütünün tanımlamasına göre akılcı ilaç kullanımı; “kişilerin klinik bulgularına ve bireysel özelliklerine göre uygun ilacı, uygun süre ve dozajda, en düşük fiyata ve kolayca sağlayabilmeleri” dir.

 

Buradan akılcı ilaç kullanımının ilkelerini şu şekilde çıkarabiliriz:

 

Doğru tanıya dayanmak.

Uygun ilacı seçmek; gereken dozunu, uygun yoldan ve tedavi san’atı ile sunmak ve yeterli süre kullanmak.

 

Tedavi başarısını değerlendirmek; yan etkileri ve hastanın uyumunu izlemek.

 

Birden çok ilaç kullanılacaksa etkileşimlerini değerlendirmek.

 

Tasarlanan tedavinin gerçekleşebilirliğini ve mâliyetini dikkate almak.

 

Hekim, hastasında tespit ettiği klinik tablonun semptomlarına ve mümkünse patogenezine ve daha az ihtimalle etiyolojisine yönelik etkili ilaçları binlerce sayıda bir ilaç ormanından seçmek zorundadır.

 

Ne var ki, günümüzde belli infeksiyon tablolarında etkili antibiyotiklerin, çeşitli parazitozlarda uygun kemoterapötiklerin, antidotu bulunan intoksikasyonlarda bu anidotların ve vitamin, mineral ve hormon eksikliklerinde bunların kendilerinin ya da analoglarının uygulaması gibi etiyolojik nedenine ulaşabilen belli bazı patolojik durumlar dışında, bir çok hastalıkta tablodan sorumlu ilk nedene etkili olabilecek ilaçlar bulunmamaktadır.

 

Bazı patolojilerin cerrahi ve benzeri fiziksel (lazer ve diğer ışın tedavileri gibi) yöntemlerle tedavi edilebilir konumları bir yana, çoğu kez, ancak hastalığın semptomlarına ve patolojik mekanizmalarına etkili ilaçlar kullanılarak ve organizmanın kendi savunma ve derlenme mekanizmalarına olanak verilip, mümkünse bunların modülasyonu ile hastalığın belli ölçüde iyileştirilmesine çalışılmaktadır.

 

Bütün bu yaklaşımlarda eski, fakat geçerli bir kural olan, “ilkin zarar vermemek” kuralının hiç göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

 

Bu noktada ideal anlamda bir ilaçta bulunması gereken niteliklere

kısaca değinmek uygun olacaktır. Bilindiği gibi, kuramsal olarak bir ilaçta bulunması istenen niteliklerin başlarında özgüllük, etkinlik, güvenilirlik

gelmektedir.

 

Ayrıca, problem yaratacak ilaç etkileşimlerinin olmaması, zamanla tolerans ve bağımlılık oluşturmaması, uygulama kolaylığı ve bulunabilir

(ekonomik) olması da amaçlanır özelliklerdir.

 

Bilindiği gibi bir ilacın standart dozu farmakokinetik parametreleri genellikle yeterli olan sağlıklı, erişkin gönüllü veya hastalarda yapılan deneyler sonucunda hesaplanmaktadır.

 

Halbuki doz bireyseldir ve bu bireysel dozun ayarlanmasına çeşitli fizyolojik (çocuklar, yaşlılar…) ve patofizyolojik (kalp, böbrek, karaciğer yetmezliği vs.) süreçler tayin eder.

 

Bu süreçlerde yukardaki farmakokinetik parametreleri değiştirilebilir ki; bu durumda tedavinin başarı veya başarısızlığını belirler.

 

Öte yandan ülkemizde ortalama yaşam süresinin artmasına bağlı olarak yaşlı nüfusta her geçen yıl artmaktadır.

 

Bu durum ilaçların standart dozu hesaplanırken yaşlı nüfusun dikkate alınmasını gerekli kılar.

 

Aynı zamanda yaşlı nüfus daha fazla ilaç tüketen gruptur.

 

Yaşlı hasta sayısı ve kullanılan ilaç miktarı arasındaki ilişki için Kuzey Amerika güzel bir örnek sayılabilir.

 

Bu bölgede populasyonunun yalnızca %11’i geriatrik hasta olmasına rağmen, ilaçların total fiyatının yaklaşık %30’unu bu grup ödemiştir.

 

Ve bu oranların önümüzdeki 30 yıl içersinde sırasıyla % 16-18 ile %40’a ulaşacağı tahmin edilmektedir.

 

İlaç kullananların büyük grubunu yaşlılar oluşturmakta ise de, ilaç araştırmalarının çoğu 55 yaş altı gönüllü ve hastalarda yapılmaktadır.

 

Yaşlanma ile drog toksisitesi 7 kata kadar artmaktadır.

 

Örneğin, 20-29 yaşlarında drog toksisitesine %3 oranında rastlanırken, bu oran 20-29 yaşlarnda %21’e çıkmaktadır.

 

Muhtemelen bu artışın bir kısmı ilaç etkileşimine bağlıdır, ancak bu artışın büyük kısmı farmakokinetik olaylardaki değişiklik sonucu oluşmaktadır.

 

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz için de ciddi bir sorun olan etkisiz, yanlış ve gereksiz ilaç kullanımının giderek artması, bu konuda yaşanan sorunlara daha ciddi yaklaşılmasını bir zorunluluk haline getirmiştir.

 

1999-2000 yıllarında gerçekleştirilen Türkiye Ulusal Sağlık Hesapları Araştırması’na göre, ülkemizin 2000 yılı için toplam ilaç ve dayanıksız tıbbi tüketim malzemesi harcaması 2 katrilyon 763 trilyon TL (4,4 milyar ABD Doları) olarak hesaplanmıştır.

 

Bu araştırmaya göre toplam ilaç ve dayanıksız tıbbi tüketim malzemesi harcamasının, toplam sağlık harcamasındaki payı da %33,5 olmuştur.

 

2005 yılı toplam ilaç harcaması 13 milyar 248 milyon YTL (9,8 milyar ABD Doları), 2006 yılı toplam ilaç harcaması ise 13 milyar 800 milyon YTL (9,5 milyar ABD Doları) olarak gerçekleşmiştir (IMS Health Data,2005/2006).

 

Bakanlığımızca, akılcı ilaç kullanımında mevcut durumun değerlendirilmesi amacı ile Erzurum, Bolu ve Adıyaman illerinde çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

 

Yapılan bu çalışmalarda reçeteler, Birinci Basamağa Yönelik Tanı ve Tedavi Rehberleri 2003’e göre değerlendirilmiş, SB, RSHMB, Hıfzıssıhha Mektebi Müdürlüğü 3 hem maliyet hem de kutu sayısı bazında %50’nin üzerinde akılcı olmadığı (irrasyonel) tespit edilmiştir.

 

Sonuç olarak, iki ilaçtan biri yanlış ya da gereksiz reçete edilmektedir.

 

Uygunsuz ilaç kullanımında antibiyotikler başı çekmektedir.

 

Antibiyotikler ilk keşfedildikleri günden beri birçok hayat kurtarmıştır.

 

Ama bu da bir gerçek insanlar antibiyotikleri rasgele kullanmamalıdır.

 

Bu ilaçlar uygunsuz kullanıldığı takdirde direnç gelişimine yol açar.

 

Bu dirençler bakteriden bakteriye geçip bütün dünyayı tehdit edecek boyutlara ulaşabilmektedir.

 

Üstelik uygunsuz antibiyotik kullanımı sonucu ortaya çıkan dirençli mikroorganizmalar sadece o antibiyotiği kullanan hastayı değil tüm toplumu etkilemektedir.

 

Antibiyotikler bilinçli kullanılırsa enfeksiyonla mücadelede olağanüstü bir katkı sağlar, aksi durumda ağır yan etkilere ve bazen de ölüme yol açabilirler.

 

Antibiyotik ehliyetli ellerde mükemmel bir şifa aracı iken ehliyetsiz ellerde öldüren bir silaha dönüşmektedir.

 

Ülkemizdeki durumla dünyadaki gerçeğe bakacak olursak; ülkemizde antibiyotikler en çok kullanılan ilaç grubu iken dünyada 4. sırada yer aldığını görmekteyiz.

 

En Çok satılan İlaçlar:

Dünya

1. Kalp-damar % 19.3

2. Santral SS % 15.8

3. Metabolik % 15.3

4. Antibiyotik % 9.9

5. Solunum S. % 9.3

Türkiye

1. Antibiyotik % 19.0

2. Ağrı kesici % 12.0

3. Romatizma % 11.0

4. Soğuk algın. % 8.6

5. Vitamin % 7.3

2007 yılında kullanılan tüm ilaçların

kutu bazında %17’si,

YTL bazında %18’i antibiyotiklerdir.

2007 yılında kullanılan 1,3 milyar kutu ilacın 223 milyon kutusu antibiyotiktir.

2007 yılında kişi başına kullanılan yıllık ortalama 20 kutu ilacın 3,5 kutusu antibiyotiktir.

2007 yılında ilaca harcanılan 11 milyar YTL’nin 2 milyar YTL’si antibiyotikler için harcanmıştır.

2007 yılında kişi başına yapılan yıllık ortalama 170 YTL’lik ilaç harcamasının 30 YTL’si antibiyotikler için harcanmıştır.

 

Ülkemizde bu konudaki mevcut sorunlar kısaca şu şekilde özetlenebilir:

 

1- Sağlık hizmetlerinin sunumunda gereksiz ve yanlış reçete yazma oranlarının çok fazla olması.

 

2- Topluma yönelik bilgilendirme ve eğitimin yetersiz olması nedeniyle toplumda gereksiz yere ve israf düzeyinde ilaç kullanma ve bulundurma alışkanlığının yerleşmiş olması.

 

3- Eczaneler genelinde gereksiz ilaç kullanımını ve israfını teşvik ettiği düşünülen “mal fazlası” uygulamasının bulunması, ayrıca reçetesiz ilaç satılması.

 

4- Akılcı ilaç kullanımı eğitimlerinin hem hekimler hem de eczacılar için gerek mezuniyet öncesi gerekse mezuniyet sonrası yeterli düzeyde olmaması ve hekimlerin, akılcı ilaç kullanımı eğitimi almış olsalar da, sonrasında yeterince destek görmemeleri nedeniyle sahada kendilerini yalnız hissetmeleri ve çeşitli faktörlerin de etkisi ile aldıkları eğitimi uygulayamamaları.

 

5- Ulusal ilaç politikası önceliklerini belirleyecek, ilaçlara ulaşılabilirliğin artırılmasının yanı sıra ilaçların imalattan ya da ithalattan tüketime kadar olan kalitesinden sorumlu olacak ve akılcı kullanımını güçlendirecek çabaların eş güdümünü sağlayacak özerk yapıda bir kurumun olmaması.

 

6- Ülkemizde, ulusal hastalık yüküne, bilimsel verilere ve maliyet etkililiğe göre seçilmiş, ulusal ilaç politikasının önceliği olması gereken temel ilaç listesinin ve ilaç seçme, reçetelendirme aşamalarını hekim açısından kolaylaştırarak ilaçlarla ilgili diğer bilgi kaynaklarına ulaşma yollarını gösterecek Ulusal Formüler’in olmaması.

 

7- Standart tanı ve tedavi rehberlerinin Formüler kullanımı ile desteklenmemesi ve tanı ve tedavi rehberlerinde tavsiye edilen tedavi protokollerini uygulamada bir zorunluluğun bulunmaması.

 

8- İlaç firmalarınca hekimlere yönelik yapılan promosyonlar.

Netice itibarı ile akılcı ilaç önerme koşullarını yerine getirerek başlanacak

ve sürdürülecek bir tedavinin ekonomik açıdan da akılcı olması bu sürecin son şartı sayılmalıdır.

 

Hastalıkların tanı ve tedavi açısından ele alınıp değerlendirilmesi farmakoekonominin konusudur.

 

Tanı ve tedavinin bu son yanı ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişme düzeylerine ve sağlık sistemlerinin yapısal özelliklerine göre değişen çözümlere sahiptir.

 

Ancak, her ülkenin var olan kaynaklarını yurttaşlarının yararına, sosyal adaletle ve en verimli bir biçimde değerlendirmesi beklenir.

 

Ülkemizde kamu sağlık harcamalarının genel bütçeden aldığı payın yakın yıllarda giderek küçülmesine rağmen, son dönemde bu alanda reform niteliğinde ciddi gelişmeler olmuştur.

 

Kamudaki bu gelişmenin yanı sıra sağlıkta özel sektöre yönelik özendirici yaklaşımlar ve destekler bu alanda da önemli bir kapasite oluşmasını sağlamıştır.

 

Ancak, ister kamu tarafından yüklenilsin, isterse kişilerin kendi bütçelerine yansısın, doğru belirlenmiş bir tedavinin en az giderle gerçekleştirilmesi bu konudaki akılcı yaklaşımın son aşaması olmalıdır.

Karın, kalça ve bacak egzersizleri (Hareketli resimler)

KALÇA EGZERSİZLERİ..
 
 
 Faydası: Kalça ve kalçanın dış kısmını kuvvetlendirir.
 
 Uygulama: Yanlamasına uzanın. Attaki
bacağınızı bükün. Üstte kalan bacağınızı ayağınız zemine dönük olarak kaldırın. Her seri sonunda bacak değiştirin.
 
 Egzersizi yaparken:
- bacağınızı kaldırırken kalça kaslarınızı kuvvetle sıkın,
- bacağınızı indirirken zemine dokunmayın,
- güç harcadığınız aşamada nefes verin.
 
————————————————————————
 
 Faydası: Kalçayı sıkılaştırır.
 
 Uygulama: Emekleme pozisyonu alın. Bir bacağınızı bükerek yukarı doğru kaldırın.
Her seri sonunda bacak değiştirin.
 
Egzersizi yaparken:

- topuğunuz yukarı doğru bakmalı,
- sırtınızı tamamen düz tutun,
- kalçanızı maksimum oranda sıkın,
- bacağınızı fazla kaldırmaya çalışmayın,
- ellerinize değil, dirseklerinize dayanın,
- gövdenizi çevirmeyin,
- güç harcarken nefes verin.
 
———————————————————————
 
 Faydası: Kalça ve bacakları kuvvetlendirir. Yüksek kalori harcanmasını sağlar.
 
Uygulama:
Ayakta, bir adım öne gider gibi durun (bacaklarınızı 1 metre kadar ayırın). Arkada duran bacağı bükerek dizinizi yere doğru götürürken, kalça ve önde duran bacağınız arasında dik bir açı oluşturmaya çalışın. Her seri sonunda bacak
değiştirin.
 Egzersizi yaparken:
- öne değil de zemine doğru gitmek için arka bacağınız üzerinde yaylanın,
- karın kaslarınızı kasın,
- arkada duran ayağın topuğunu kalkık tutun,
- dizinizi yere koymayın.
 
———————————————————————-
 
 
Faydası:
Kalçayı çalıştırır ve kuvvetlendirir.
 
Uygulama:
Sırt üstü uzanın, bacaklarınızı bükün, ayak tabanlarınızı yerde ve
kalçanıza yakın tutun. Topuklarınızla iterek
kalça ve sırtınızı kaldırın.
 
 Egzersizi yaparken:
- sırtınızın üst kısmını ve omuzlarınızı yerde tutun,
- kaldırma sırasında kalça ve karın kaslarınızı sıkın,
- yukarı çıkmaya çalışırken dizlerinizi açmayın,
- her tekrardan sonra değil seriyi tamamladıktan sonra dinlenin,
- güç harcarken nefes verin.
 
———————————————————————–
 
 Faydası: Kalçayı kuvvetlendirir.
 
 Uygulama: Emekleme pozisyonu alın. Bir bacağınızı gergin olarak arkaya uzatın ve
yukarı doğru kaldırın. Her seri sonunda bacak değiştirin.
 Egzersizi yaparken:
- sırtınızı mümkün olduğu kadar düz tutun ve bacağınızı yukarıya doğru kaldırırken kalçanızı olabildiğince sıkın.
- bacağınızı çok yükseğe çıkarmaya çalışmayın,
- ellerinize değil dirseklerinize dayanın,
- gövdenizi çevirmeyin,
- dizlerinizi açmayın,
- güç harcarken nefes verin.
 

Ne Zaman Emekli Olabilirim

Sizde bu can sıkıcı tansiyon hastalığından çok sıkıldıysanız ve ne zaman emekli olabilirim diyenlerdenseniz, mutlaka yapılması gereken şeylere dikkat etmelisiniz.

Belirli bir yaştan sonra yediğiniz tüm yiğeceklere, sağlıklı bir yaşam için egzersiz yapmaya, sürekli doktor kontrolu altında olmaya özen göstermelisiniz.

Sağlıklı bir yaşamı hayat felsefeniz olarak düşünmelisiniz.Zaten bu yaşam tarzını belirli bir süre uyguladığınızda göreceksiniz ki hiç zorluk çekmeden bu sizin bir alışkanlığınız oluvermiş.

Ne zaman emekli olabilirim ? Şöyle söylemek heralde daha mantıklı olur.Sağlıklı bir yaşamdan emekli olunmaz.Bu yaşam tarzı sizin kaliteli yaşam geçirmeniz için yapılması gerek bir görev.

Her insan hastalıklarla savaşır.Ama bu savaşta en etkili faktör beslenme, diyet, spor v.s diyebiliriz.

Herkese sağlıklı günler dileriz.

Dengeli Beslenmede Tansiyon

Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin   düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.

Beslenme Piramidi

Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.

Karbonhidratlar:Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.

Mineraller: Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze    ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller   ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.

Proteinler: Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat  ürünlerinde bulunmaktadır.

 

Yağ-şeker:  Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.

Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.

Dengeli Beslenme Önerileri:

Doymuş yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymamış yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.

Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.

 Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı)  geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.

Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.

Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yemeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.

 Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.

Kalçaları Küçülten Diyet

Kalçalarınızın genişliğinden şikayet mi ediyorsunuz? Müjde; pek çok kadının başlıca derdi olan kalça problemini ortadan kaldıran şok diyeti açıklıyoruz… Uygulayacağınız 6 haftalık diyetle kalça ve basen bölgelerinizdeki fazla yağlardan kurtulabilirsiniz. Amerikalı ünlülerin denediği bu diyetle sadece vitrinden izlemekle yetindiğiniz dar pantolonları üzerinizde rahatlıkla taşıyabilirsiniz. Tabii rakiplerinizi kıskandırıp, partnerinizi büyülemek de cabası…
Diyetin amacı Hareketsizlik ve yanlış beslenme sonucu vücudun alt tarafında toplanan yağlardan kurtulmak için çok özel bir diyete ihtiyaç var. Uygulayacağınız diyet her yerde kolayca bulup tüketeceğiniz gıdalardan oluşuyor. En önemlisi de oldukça ekonomik oluşu.

Diyetin birinci dereceden etkilediği bölüm kalça ve basen ardından da bacaklar geliyor. Özellikle binici pantolonu olarak adlandırılan kalça ve diz kapağı bölgesinde fazla kilo problemi olan kişiler tam 6 hafta içinde etkili çözüme kavuşabiliyorlar. Diyet kayısı ve badem müslini olarak tanımlanıyor. Müslinin hazırlanışı Hazırlayacağınız müslinin tadı oldukça leziz. İçeriğinde badem ve kurutulmuş meyvalar ve tahıllar kadar pek çok vücudunuza faydalı gıdalar bulunuyor. Ancak hepsi bir araya getirildiğinde kalça bölgenizdeki yağları hızla eritip, sizi forma sokuyor.

Hazırlanışına gelince… 2 fincan yulaf tanesi, 2 fincan kırılmış fındık, 1 fincan buğday, 1 fincan çekirdeksiz kuru üzüm, 1 fincan ayçiçek tohumu, 1 fincan badem, 1 fincan ince kıyılmış kuru kayısı Malzemeleri karıştırıp, blender`dan geçirin. Hazırladığınız karışımı tam 12 porsiyon olacak şekilde eşit parçalara ayırın. Her porsiyonda karışımı bir bardak diyet soğuk süt ilave ederek tüketeceksiniz. Tabii üzerine yarım dilim muz da ekleyebilirsiniz.

Büyük Kalçaları Küçülten Diyet II

Kahvaltı: Bir porsiyon hazırladığınız müsli, bir fincan süt ve dilimlenmiş yarım dilim muz Saat 11.00: Bir elma
Öğle: Bir porsiyon müsli ve yarım muz Öğleden sonra: Bir avuç kuru üzüm

Ana öğün: Meyveyle birlikte temel gıdalar

Yatmadan önce: Bir portakal Meyveler: Elma, kayısı, iki kurutulmuş erik, bir mango

Günlük programınızda ana öğünler

Pazartesi:
Bir parça tavuk kanat ya da göğüs ızgara, yeşil salata ve bir meyve

Salı: İki yumurtalı omlet, domates ve rendelenmiş havuçla tüketilecek.

Çarşamba:
Bir çay fincanı büyüklüğünde yer tutan spagetti. Bir meyve.

Perşembe: İnce dilimlenmiş bir tavuk göğsü. Haşlanmış havuçla servis yapılacak. Dilerseniz yanına haşlanmış brokoli de alabilirsiniz. Bir meyve.

Cuma:
Ton balıklı yeşil salata. Bir adet katı pişmiş yumurta. Bir meyve.

Cumartesi: Bir parça hindi göğsü, mısırla karışık yeşil salata. Bir meyve. Pazar: 3 dilim rosto edilmiş biftek, havuçlu brokoli salatası ve iki adet haşlanmış patates. Bir meyve

Homoeopathy Nedir?

Homopatik tıp, hastalıkların yarattığı belirtilerin aynısını yaratma yoluyla oluşturulmuş bir tedavi yöntemidir.Örneğin bir kolunuzla isilik oluşursa, homopatik ilaç uygulanır;aynı ilaç sağlam kolunuzla uygulanırsa isilik hastalığı oluşacaktır.

 Bir başka güzel örnek mutfak yanıklarıdır.Mutfak yanıkları için genellikle Allopatik bir tedavi olarak buz uygulanır.Bu eridiğinde acı yeniden başlar.Yanan bölgeyi akmakta olan sıcak suyun altına tutarsanız , yanık bölgesindeki kadar bir sıcaklık hissedersiniz.(Bu birkaç saniye sürer)Dayanabilirseniz bir müddet sonra acının tamamen yok olduğunu görürsünüz.Sadece cesur olanlar bunu deneyebilir ve sonuçlarının ne kadar başarılı olduğunu görebilir.

 Homoeopathynin bir başka özelliği minimum dozajların kullanımıdır.Aldığınız ilaç,semptomlarla aynı sonuçları oluşturabilir, zehirli madde etkisi alınmalıdır.

 homoeopathynin gücü, görünürde hiçbir nedeni bulunmayan acıyı tedavi edebilmesinde yatar. Kronik ağrılargenellikle psikolojik problemlerden kaynaklanır.Kronik ağrıdan şikayet eden bir hasta, bir psikiyatrist tarafından incelendiğinde depresif ve intihar eğilimli yapacak bir tedavi uygulanır.Bu başta çılgınlık gibi görünebilir, ancak çok işe yarar; bunun çok sayıda örneğini görebilirsiniz.

 Homoeopathynin zayıflığı müdahale gerektiren kırık ve incinmelerin tedavisiyle ilgilidir.Allopathyde de olduğu gibi bir başka zayıf yanı ise beslenme eksikliğinden kaynaklanan bir rahatsızlıkla ilgili çözüm sağlayamamasıdır.Bu sadece doğru beslenme sonucu sağlanabilir.

 Homoeopathy nedeniyle hiçbir hasta büyük bir sorun yaşamamıştır ya da olumsuz sonuçlar olmamıştır.Homopat size tedavinin işe yarayıp yaramayacağını söyleyecektir.Homoeopathy asla bir hastanın ölümüne yol açmaz.

Kurban Bayramı Tebliği

Tansiyon.net yönetimi olarak Kurban Bayramı’nızı kutlar sağlıklı ve mutlu günler dileriz…

Sağlık İçin;

Sigara ve hipertansiyonun bileşimi

kalp krizi riskini büyük ölçüde arttırır.

Bu nedenle sigarayı bırakmanız tavsiye edilir…

Tansiyon.net Yönetimi…