Monthly Archives for Kasım 2008

Hipertansiyonu ciddiye alın!

Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki hipertansiyon hastalarının önümüzdeki 10 yıl içinde felç geçirme riski, diğer bölgelerden daha yüksek çıktı

TÜRK Kardiyoloji Derneği Hipertansiyon Çalışma Grubu, hipertansif hastalarda inme riskini araştırdı. Araştırma, 7 bölgede, 22 ilde, 54-88 yaş arası 6 bin 790 hipertansiyon hastasıyla yapıldı ve 13 ay sürdü.

Erkekler daha riskli
HASTANELERE başvuran hastaların önümüzdeki 10 yıl içindeki inme riskinin hesaplandığı araştırmanın sonuçları dün Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Giray Kabakçı tarafından açıkladı. Araştırmada hastaların yüzde 17’sinin önümüzdeki 10 yıl içinde inme geçirme riski bulunduğu belirlendi. Bu oran, erkeklerde yüzde 21, kadınlarda ise yüzde 15 olarak tespit edildi.

Korunmak için ne yapmalı?
ARAŞTIRMA, bölgesel farklılıkları da ortaya koydu. Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan hastaların yüzde 19′unun 10 yıl içinde inme geçirme riski bulunurken, diğer bölgeler için bu oran yüzde 17 olarak saptandı. Kabakçı, hipertansiyondan korunmak için sebze ağırlıklı beslenme, tuzu azaltma, egzersiz ve kilo verme önerilerinde bulundu.

Hipertansiyon Tanımı

Vücudun bütünlük halinde ve sağlıklı bir biçimde çalışmasını beyinde yer alan hipotalamus sağlar. Vücutta bulunan alıcılar,  beyine o anki durum hakkında sürekli bilgi gönderirler. Beynin diğer bir bölgesinde işlenen veriler hipotalamusa gelir ve gereği yapılır. Örneğin koşacaksınız. Bunun için kaslarınıza daha çok kan akışının sağlanması gerekir. Bu bilgi beyin ön bölgesinden hipotalamusa gelir. İç organların kan damarları daraltılır,  bacak,  kalça,  bel gibi koşarken fazla enerjiye ihtiyaç hisseden bölgelerde damarlar gevşetilir. Kalp hızı arttırılır. Böylelikle hipotalamus,  yeni gelişen duruma göre vücudun dengeli çalışmasını sağlamış olur.

Hipotalamusun kontrolü,  beyin ön bölgesi ve talamus tarafından sağlanır. Kendisine gelen emirleri uygular. Emirler yanlış biçimde verildiğinde vücudun dengesi bozulacaktır. Bunun en belirgin örneği hipertansiyon-kan basıncı yüksekliğidir.

İşte bu nedenlerden dolayı sinirlenince,  üzülünce ya da aşırı yorgunlukta tansiyon değişiklikleri gözlenir. Eğer hipotalamusun aldığı emirler sürekli olarak yanlış ise o zaman sonuç hipertansiyon hastalığıdır.

Görüldüğü gibi hipertansiyon bir sonuçtur. Doğru çalışamayan beynin bir sonucu. Aynı sonuç hipertansiyon yerine kolesterol yüksekliği ya da şeker hastalığı olarak da gelişebilirdi. Burada önemli olan nokta,  vücüdun dengeli çalışmasının bozulması sonucu hastalıkların geliştiği ve nedenin beyin duyarlılığı olduğudur.

Sonuçta hangi hastalık olursa olsun,  tedaviler mutlaka beyin duyarlılığını azaltıcı yönde olmalıdır. Aksi taktirde günümüz sağlık uygulamalarında olduğu gibi,  sürekli sonucu tedavi etmeye çalışan ilaçlara mahkum olunur. Hipertansiyon,  tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edilemez. Sadece ötelenir,  oyalanır.

Beyin ön bölge duyarlılığına neden olan etkiler hipertansiyonun da esas nedenini oluşturur. Kişilik özellikleri beyin ön bölge çalışmasıyla ortaya çıkar. Örnegin; sinirli ,  aceleci,  sabırsız insanların beyin ön bölgeleri duyarlıdır. Duyarlı olan beynin stres,  üzüntü ve zorlu koşullarda duyarlılığı daha da artar. Hem duygu,  düşünce ve hareketlerinin kontrolü hemde vücudun dengeli çalışması bozulur.

Hipertansiyon tedavisi için batıda önemi her geçen gün artan adaptojen tedaviler ile nöroterapi yöntemi,  beyin duyarlılığını düzeltmesi ve genel sağlığı koruyucu özellikleriyle öne çıkmaktadırlar.

Hipertansiyon hafıza düşmanı

Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Türker Şahiner, unutkanlığının farkında olmayan, tansiyonunu iyi düzenle-meyen ve diyabeti olan kişilerde, damarsal bunamanın çok hızlı şekilde ilerleyebileceğini bildirdi.

Prof. Şahiner, kontrol altına alınmayan yüksek tansiyonun bilinen en önemli etkilerinin inme, kalp krizi, böbrek hastalıkları ve görme kaybı olduğunu ifade ederek, hipertansiyonun yol açtığı bir başka önemli rahatsızlığın da “damarsal bunama” olarak adlandırılan unutkanlık olduğunu belirtti.
Bu rahatsızlığın, damarların tıkanması sonucu meydana geldiğine işaret eden Prof. Şahiner, damarsal bunamanın, yüksek tansiyon ve kolesterolün tüm vücutta, özellikle kalp koroner damarlarını zaman içinde tıkaması ve tam tıkanma olduğunda, dokunun ölümüne bağlı olarak geliştiğini ifade etti. Damarların tıkandığı bölgede, hafif şekilde beyin fonksiyon yitimi gerçekleştiğini belirten Prof. Şahiner, bu durumun da kişiyi fark ettirmeden, “sinsi” bir bunamaya doğru götürdüğünü kaydetti.

Kilonun azı da çoğu gibi zarar

Diyet yaşının 12-13′lere düştüğü günümüzde büyüme çağındaki genç nüfus tehdit altında. Ama kilo alırken de bilinçli olmak şart!

 
‘Azı karar çoğu zarar’ ilkesi beslenmemizde olduğu kadar kilo kontrolünde de oldukça geçerlidir. Herkesin; yaş, cinsiyet, boy, mevcut ağırlık, fizyolojik, psikolojik, çevresel, biyokimyasal bulgular gibi kişisel parametreleri farklı olduğu için olması gereken ağırlıkları da farklı farklıdır. Bunun için önemli olan kişinin önce beden tipine göre istenen ağırlığı hedeflemesi ve mutlaka bir uzman kontrolünden geçmesi elzemdir.
Günümüzde diyete başlama yaşının 12-13′lü yaşlara düştüğünü düşünecek olursak özellikle büyüme çağında olan genç nüfusun tehlike altında olduğunu görmekteyiz. Düşük ağırlık yetişkinler için de tehdit oluştursa da özellikle gelişimini tamamlamamış bireyler için çok daha kritiktir.
Uluslararası platformda kullanılan beden kitle indeksi denen standarda göre bu değer 18′in altına indiğinde özellikle çocuklar ve büyüme çağındaki gençler için tehlike çanları çalmaya başlar. Yetersiz ve dengesiz beslenme hem fizyolojik hem de psikolojik pek çok sağlık sorunu doğurabilir.
İstatistikler gösteriyor ki, genç kızların,

  • Büyük bir kısmı kilolarından hoşnut değilken, üçte biri kendini ‘fazla yağlı’ görüyor.
  • Yarıdan fazlası kilo vermek, kalanı da mevcut kilolarını korumak istiyor.
  • Normal kiloda olan her 4 kızdan 1′i hâlâ kilo vermeye çalışıyor.
  • Erkek çocukların ise yüzde 15′i kendisini fazla kilolu görüyor.

    Peki ne yapmalı?
    Öncelikle kilo durumunuzu doğru bir şekilde saptamanız gerekir, bunun için birçok web sayfasındaki hesaplama araçlarından yararlanabilirsiniz. Bu hesaba göre zayıf olduğunuz saptandıysa ve hekim tarafından başka bir rahatsızlığınız olmadığı söylendiyse, burada yazılanlar sizin içindir
    Bol miktarda kızartma, hamur işi gibi bol kalorili şeyleri gün boyu yiyerek sağlıklı bir şekilde kilo alamazsınız. Tüm temel besin maddelerinden yeterli ve dengeli düzeyde almanız gerekir.
    Sebze ve meyvelerden her gün 5 porsiyon yememiz gerekir. Bunlar doğal olmalıdır, yani dondurulmuş veya konserve olmamalıdır.
    Süt ve süt ürünleri, özellikle kalsiyum, protein ve vitamin açısından son derece zengin besinlerdir; sütle aldığınız kalori miktarını artırabilirsiniz.
    En önemlisi de; öğün atlamayın, yerken zevk almaya çalışın ve DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN.

    Kilo almak için ipuçları
    1. Yiyeceklerinizi seçerken bol kalorili olmalarına dikkat edin.
    2. Günde 4-6 öğün yemek yiyin.
    3. Bol karbonhidrat ve protein alın.
    4. Su için. Su besinlerin kullanılabilmesi için temel bir besin maddesidir ve kilo kazanmak istiyorsanız bol miktarda içmelisiniz.
    5. Geceleri yatmadan 2-3 saat önce yemek yiyin. Böylece kaloriniz az harcanacaktır.
    6. Yo-Yo diyeti uygulayın. 4 gün boyunca yüksek kalorili bir diyet yapın, sonra 3 gün süresince daha çok kalori içeren yiyecekler yiyin.
    7. Biraz daha fazla sodyum alın. Bu vücudunuzun suyu tutmasını sağlayacaktır.
    8. Kırmızı et diğer etlere göre daha fazla kilo almanıza neden olur. Ancak arada başka protein kaynakları da tüketin.
    9. Protein ve aminoasit içeren içecekler için.
    10. Yiyin ve istirahat edin.

    Pestil
    Dut pekmezi, süt, bal, ceviz, fındık ve undan oluşan, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral maddelerini önemli ölçüde içeren bir gıda maddesidir. Özellikle A ve B vitaminleri ve demir yönünden zengindir. Pestilin 100 gramında 293 kcal bulunur. Vücut doku ve hücrelerinin yenilenmesinde, su dengesinin korunmasında, hormon, enzim üretiminde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli etkiye sahiptir. Ayrıca iyi bir enerji kaynağıdır.

  • Suyu yemekten önce için

    Bol su içmek diyetlerin vazgeçilmezi. Tabii doğru zamanda…

     
    BİYOENERJİ uzmanı Dr. Emine Dragan, yemek arasında ve yemekten sonra içilen suyun kilo aldırdığını belirterek, “Vücut günde ortalama, iki litre suya ihtiyaç duyar, ancak yanlış zamanda içilen su zarar verir. Sağlıklı bir yaşam için, yemekten önce bir bardak su içilmeli” dedi.

    DOKTOR Dragan, “Yemekten önce içilen su, hazım için gerekli hazırlığı yapması konusunda mideyi uyarır. Bu şekilde yenilen yemek, kolay sindirilir, besin ve vitamin değerini kaybetmez. Su, meyve suyu, çay ya da kahve, yemekten iki saat sonra içilmelidir” diye konuştu.

    1 kg. eritmek için 125 km koşmak gerek!

    Vücut yağlarının kolay kolay erimediği tecrübeyle sabit! Bu rakamlar moralinizi bozabilir ama yemek yerken de aşırıya kaçmanızı önleyebilir!

     Hepimiz üç-beş hareket yapıp, biraz da boğazımızdan kıstığımızda zayıflayacağız sanırız. Ama diyet vakti geldiğinde hiç de öyle olmadığını birebir yaşarız. Uzmanlar da işi rakamlara dökerek, gerçeği görmemizi sağlıyor. Birazdan okuyacağınız rakamlar sizi şaşırtabilir. Daha önce duymuş da olabilirsiniz. Olsun. Duymayanlar duysun, unutanlar hatırlasın… Kilo vermek gerçekten zor, ama bu sizi kilo verme konusunda yıldırmasın. Dileriz yemek yeme konusunda yılarsınız da, önümüzdeki yaz aylarına dilediğiniz kiloda girersiniz.

    Gelelim o sihirli rakamlara; başlıkta da söyledğimiz gibi, 1 kilogram vücut yağının erimesi için 43 saat voleybol oynamak, 13.4 saat ip atlamak ya da 125 kilometre koşmak gerekiyor. Tabii bunu bu hareketleri yapasınız da hastanelik olasınız diye söylemiyor uzmanlar. Beslenmenize dikkat edip, doğru ve düzenli egzersizlerle fazlalıklarınızdan kurtulabilirsiniz.

    Devam edelim: Ortalama bir kişinin 1 kilogram vücut yağını eritebilmesi için 20,5 saat tenis, 16.1 saat basketbol oynaması, 5,1 saat güreş yapması ve 17,2 saat yüzmesi gerekiyor.
    Hadi biraz sabır, biraz gayret! Yaza az kaldı…

    Haftada 4 kez spor zayıflatır

    Daha sağlıklı, mutlu, kaliteli ve uzun bir yaşam için hangi sporu seçmeli, ne kadar spor yapmalısınız? İşte yanıtlar…

    Uzun yaşamak, hayatı zinde, kaliteli, nitelikli geçirmek istiyorsanız spor yapıyor olmalısınız ya da en yakın zamanda spora başlamalısınız! Fiziksel görünüşünüzü güzelleştirmek ve zindelik sağlamak için yarışmalara katılacak profesyonellikte sporcu olmak zorunda da değilsiniz. “Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme” bütünü kas gücünü, dayanıklılığı, koordinasyonu artırıp, kardiyovasküler uyumu sağlar, şişmanlık riskini azaltır, daha mutlu ve stressiz bireyler yaratır.
    Doğru kilo kaybı yağ kaybıdır; bunun için vücudun “çalışan işçileri” olan kas kitlesini artırmalı metabolik faaliyeti yükselterek yağ yakımını hızlandırmalısınız. Bunun en temel yolu da diyet programları için her zaman söylediğimiz “kişiye özel” ilkesinin spor programları için de uygulanmasından geçmektedir. Kendi vücudunuza, yaşam şartlarınıza ve isteğinize uygun bir spor seçip o sporu yapmayı sürdürmelisiniz.

    Kısırlığa yol açabilir!
    Son çalışmalar kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiklerini, bunun da kısırlığa giden sonuçlara neden olabileceğini, hamile kalmakta zorlanabileceklerini göstermiştir.
    Dikkat edilmesi gereken en kritik nokta, harcanan eforun şiddeti, yani yoğunluğudur. Spor hekimi efor testiyle egzersiz nabzını belirleyebilir. Eforunuzun yoğunluğu, egzersiz yaparken ıslık çalmanızın veya yanınızdakilerle konuşmanızın mümkün olacağı bir şiddette olmalıdır. Ayrıca, egzersiz yoğunluğu çok hafif de olmamalı, ter atılmalıdır.

    Nasıl ve ne kadar?
    Uzmanlar kilo kontrolü için haftada en az 2, kilo kaybı içinde haftada en az 4 kez spor yapmayı öneriyor. Spor öncesi ne çok aç, ne de tok olmalısınız. Sıvı alımını takip etmelisiniz.

    Egzersiz konusunda kendinizi test edin

    1) Haftada kaç kez spor yapıyorsunuz?
    a) Hiç
    b) Haftada 1 veya 2 kez
    c) Haftada 3-4 kez
    d) Haftada 5 veya daha fazla

    2) Bir günde spor yapmak amacıyla ortalama kaç dakika hareket ediyorsunuz…
    a) 10 dakikadan az
    b) 10-20 dakika
    c) 20-30 dakika
    d) 30 dakika veya daha fazla

    3) Spor yaparken ya da ağır bir aktivite sonrasında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
    a) Pek hareketli sayılmam.
    b) Nefesim kesilmez, terlemem.
    c) Normalden hızlı nefes alırım.
    d) Normalden çok daha hızlı nefes alırım, terlerim.

    A’lar çoğunluktaysa:
    Sağlığınızı ciddi şekilde riske atıyorsunuz. Az hareket bile hareketsizlikten iyidir. Azar azar başlayın, performansınız yükseldikçe yaptığınız aktiviteyi artırın.

    B’ler çoğunluktaysa:
    Fena değil. Az da olsa hareket ediyorsunuz. Fayda sağlamak için biraz daha aktif olmalısınız. 10 dakikalık aktivitelerle başlayıp, birkaç hafta içinde bunu günlük 30 dakikaya, daha sonra da 60 dakikaya çıkarmak hedefiniz olmalı.

    C’ler çoğunluktaysa:
    Düzenli egzersizin faydalarını hissediyor olmalısınız. Haftanın çoğu günü yarım saatlik bir aktiviteniz var. Amacınız bunu artırmak her güne yaymak ve aktivite süresince hafif ısınma hissedip hafif şekilde nefes nefese kalmak olmalıdır.

    D’ler çoğunluktaysa:
    Süpersiniz! Aktivite süresince ciddi ısı artışı hissediyor, nefes nefese kalıyorsunuz. Egzersizin sağlığınız açısından faydalarını görmeye başlamış olmalısınız. Eğer performansınızdan memnunsanız bu seviyede tutmak için çalışın, artırmak niyetindeyseniz bir egzersiz uzmanı eşliğinde çalışın.

    Diyet yaşı 12′ye düştü okulda başarısızlık arttı

    Beslenme yetersizliği sadece yoksul aile çocuklarının sorunu değil. Sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerin ergenlik dönemindeki çocukları da yanlış besleniyor, modaya uyup diyet yapıyor.

    Hatta yapılan son araştırmalar, ‘istemli yetersiz beslenme’ yaşının 12′ye kadar düştüğünü gösteriyor. Büyüme, boy ve seksüel gelişimi yavaşlatan bu sorun, algılamayla konsantrasyonu azaltıp eğitim başarısını düşürüyor.

    İzmir’de farklı sosyoekonomik düzeydeki öğrencilerin devam ettiği iki okulda yapılan araştırma, çocukların estetik kaygılar ve güzellik arzusuyla erken yaşta diyete başladığını ortaya koydu.

    12-16 yaşlarındaki 736 öğrenciyle yapılan araştırmaya göre, sosyo ekonomik düzeyi yüksek öğrencilerin yüzde 30′u fazla kilolu olduğunu düşünüyor. Yüzde 10.5′i diyet yapıyor.

    Yoksul öğrencilerin devam ettikleri okullarda ise şişman olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 14.

    Diyete başlayanların bir kısmı kilo almamayı hedeflerken bir kısmı hızlı kilo vermek amacıyla kronik diyete yöneliyor. Yani her şeyi az yiyor.

    Obeziteye davetiye

    Yeditepe Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik Metabolizma Gastroentoloji uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz’in yaptığı araştırmaya göre, diyet yapan çocukların yüzde 71′i hiç kimseye danışmıyor. Ne yiyeceğine, ne kadar yiyeceğine kendi karar veriyor. Sağlık nedeniyle, doktor önerisi doğrultusunda diyet yapan çocukların oranı sadece yüzde 6.6. Diyetisyenden yardım alanların oranı ise yüzde 2.2.

    Sosyoekonomik düzeyi yüksek çocukların yüzde 87’si öğün atlıyor. Aslında öğün atlamak, obeziteye yol açan risklerden biri. Çocukların günün büyük bölümünü okul ve kursta geçirmesi beslenme alışkanlıklarını da etkiliyor. Ailelerin gözetiminden uzaklaşıp besleme değeri düşük, çabuk tüketilen yiyeceklere yönelen çocuklarda atıştırma gereksinimi sıklaşıyor.

    Prof. Dr. Büyükgebiz, sağlıksız beslenme alışkanlığı nedeniyle sorun yaşayan çocukların bir de perhize başlamasıyla vücut gelişimlerinin tehlikeye girdiğini söylüyor:

    ‘Uygun olmayan kilo verme yöntemleri yetersiz büyüme ve büyüme geriliği, hormonal gelişmede gecikme gibi sorunlara yol açıyor.’

    Kızların durumu vahim

    Ergenlik dönemindeki beslenme alışkanlıkları, çocuğun geleceğini etkilediği için çok önemli. Çocuklar erişkinlikteki vücut ağırlığının ve erişkin iskelet kitlesinin yarısını, erişkin boy uzunluğunun yüzde 20-25′ini 18 yaş öncesinde kazanıyor.

    Ergenlik çağında organizma iki ayrı süreci birlikte yaşıyor: Büyüme ve cinsel fonksiyon gelişimi. Hormonlar harekete geçiyor, ergen üreme fonksiyonu kazanıyor. Her iki biyolojik değişim beslenmeyle yakından ilgili. Yetersiz beslenenin boyu normalden az uzuyor. Hormonsal değişimi yaşıtlarından yavaş gelişiyor.

    Ergenlik döneminde erkeklerin gıda tercihi önceki yaş gruplarına göre zenginleşmekte. Kilo endişesi yaşayan kızların beslenmesi ise fakirleşiyor. Erkeklerin gıda tercihindeki zenginleşme, iyi beslenme anlamına gelmiyor. Ev dışında yenen öğünlerin artması, çabuk tüketilen gıdaların ön plana geçmesini sağlıyor. Süt, meyve suyu, ayran gibi içeceklerin yerini meşrubat alıyor. Sonuç olarak sağlıksız beslenen ergenin sadece kalsiyum değil, demir, vitamin A, C, B-folik asit, çinko alımı da düşüyor.

    Geleceği etkileyecek

    Dünya nüfusunun yüzde 19′unu 6-18 yaş grubu oluşturuyor. Ergenlikte psikolojik, biyolojik, sosyal değişim yaşayan çocukla iletişim kurmak özel bir uzmanlık istiyor. Prof. Dr. Büyükgebiz, ergen beslenmesine şimdi özen göstererek gelecekteki birçok sorunun önüne geçebileceğini hatırlatıyor ve uyarıyor: ‘Tıp yetişkinlerde ölümlere neden olan kronik sorunlar ve hastalıklara odaklandı. Ergenlik çağı sağlık sorunları ise ihmal ediliyor.’

    10-18 yaşta sık görülen sağlık sorunları

    Büyüme geriliği, bodurluk veya kronik beslenme yetersizliği, kansızlık-demir eksikliği, şişmanlık ve beslenmeyle ilişkili kronik hastalıklar, yeme bozuklukları, sıskalık-akut beslenme yetersizliği, sağlıksız kilo verme eğilimi, vitamin ve mineral yetersizliği, çinko ve demir eksikliği ile diş çürükleri ergenlerin başlıca sağlık sorunları.

    Kansızlık hem bedeni hem de zihni yoruyor

    Ergenlikte büyümenin hızlanması, kızların adet kanaması görmesi, erkeklerin kas kitlesinin artması demir ihtiyacını artırır. Bu dönemdeki kansızlığın en önemli nedeni demir eksikliğidir. Buna bağlı olarak, yorgunluk, dikkat süresinde azalma, çalışma kapasitesinde düşüklük, enfeksiyonlara yatkınlık ve entelektüel performansta düşüklük gözlenir. Vücut demir ihtiyacını gıdalardan karşılar. Hayvansal besinlerdeki demir( daha yüksek oranda özümsenir. Ispanaktaki demirin yüzde 1′i, tahıllardakinin yüzde 4-6’sı, ettekinin yüzde 10-15′i, yumurtakinin ise yüzde 50’si emilir.

    Çinkoyu unutmayın

    Büyüme çağında önemli minerallarden biri de çinko. Vücuttaki 100′den fazla enzim aktivitesi için gerekir. Ayrıca bağışıklık sistemi, yara iyileşmesi, tat ve koku duygusunun algılanması, DNA sentezi, normal büyüme ve gelişme için de önemlidir. Hafif ve orta derecede büyüme geriliği olan çocuklarda çinko gereksinimine dikkat etmek gerekir.

    Tansiyonu dengeleyen cihaz artık Türkiye’de

    Tıpta büyük buluş olarak nitelendirilen elektroakupunktur yöntemiyle tansiyonun dengelendiğini saat şeklindeki cihaz Türkiye’ye getirildi. Şu anda tedaviye destek olarak denemeler yapılıyor. Uygulamalarda tansiyon dengeleyicisi olarak Jintong adında bir cihaz kullanılıyor. Bu cihazın dünyada başka benzer çeşidi henüz icat edilmedi ve patenti alınmadı. Tıp uzmanları, 15 milyon tansiyon hastasının yaşadığı Türkiye’de söz konusu cihazın büyük yararlar sağlayacağını bildiriyor. Uzmanlar dünyada tansiyon hastalıklarının derecesine göre cihazın kategorik olarak tecrübe edildiğini ve olumlu sonuçlar alındığını söylüyorlar.
         
         “MİKRO ELEKTROYA DÖNÜLMESİ TIPTA DEVRİM”
          Tansiyon dengeleyici cihaz Jintong’un Türkiye’deki tek distribütörü ERG Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Güngör tıptaki yenilikleri sürekli takip ettiğini belirttiyor. Şu ana kadar en etkili buluşun son dönemdeki Avrupa’dan patentli tansiyon dengeleyici Jintong cihazı olduğunu tekrarlayan Güngör, “Tıp tansiyonla ilgili mutlaka kesin bir çare bulmak zorunda. Sanayi toplumlarında yetişkin nüfusun yüzde 20′ye yakını tansiyon rahatsızlığı ile karşı karşıya. Hatta çoğu insan da tansiyon hastası olduğunun farkında değil. Diğer taraftan tansiyon en fazla kadınlarımızı tehdit ediyor. Bugün kullanılan ilaçların dahi tansiyon hastalığı oluşturduğu dikkate alınırsa tehlikenin ne kadar büyük olduğu ortaya çıkıyor” dedi.
         
         “BİLDİĞİMİZ FONKSİYONLAR CİHAZLAŞTIRILMIŞ”
          Elektroakupunkturun insan vücudundaki tıbbi noktalara özgün etkileri ortaya çıktıkça bu etkilere yönelik pratik kullanımlı elektronik aletlerin de yapılmaya başlandığını vurgulayan Erkan Güngör, “Örneğin tüm dünyadaki tıp çevreleri tarafından çalışmaları yapılan bilekteki P6 noktası çok güçlü bir bölge. Hatta baygınlık geçiren insanlarımız rahatlasın diye kolonya veya buna benzer şeylerle bilekleri ovulur. İşte bileğe takılan böyle bir aletle bu nokta çok kolay uyarılabiliyor. Burada önemli olan aletin niteliği. Ancak sadece bulantı için yapılan bir aleti tansiyon için kullanmamalısınız. Bulantı için yapılan aleti bulantılarınız için, tansiyon düzenlemek için yapılan aleti tansiyon için kullandığımızda müspet etkilerini gözlemleyebilirsiniz. Her alet özel bir frekans içerir ve ona yönelik de bir etkisi vardır. Bir önemli husus da hamileler ve kalp pili olan hastaların bu cihazları kullanması doğru değildir” diye konuştu.
          İnsan vücudundaki organlar ve hücrelerin içindeki bio elektrik akımının dengede tutulmasıyla ancak sağlıklı bir bünyeye sahip olunabileceğinin artık tüm tıp otoriteleri tarafından kabul gördüğüne dikkat çeken Güngör, “Bu elektrik akımı çeşitli nedenlerle hasara uğramışsa, öncelikle rahatsızlık ilaçla değil, yine kendi yöntemiyle yani söz konusu akupunktur noktalarının elektronik ortamda harekete geçirilip normale döndürülmesiyle tedavi edilmesi sağlanabiliyor. İşte Jintong adlı cihaz hücre ve hücreler arası iletişimde tek bağlantı olan bio elektriğin düzenli ve normal ölçülerde faaliyet göstermesi için elektroakupunktur sistemi esas alınarak üretildi. Jintong bence elektroakupunktur alanında modern tıbbın atlama tahtası” dedi. Elektroakupunktur alanında gelişmelerin belli seviyeye geldiğine işaret eden Güngör, “Çok sayıda hastalığın tetikleyicisi tansiyon hastalığından kurtulma yolunda önemli seviyeler katedildi. 2008′in özellikle tansiyon tedavilerinde son noktaya gelinmesinde önemli bir yıl olacağını tahmin ediyorum” şeklinde konuştu.
          Cihazın bugün itibariyle yüksek tansiyonda yüzde 70, düşük tansiyonda ise yüzde 80′e varan oranlarda olumlu etkisinin test edildiğine işaret eden Erkan Güngör, cihazın nasıl kullanıldığına dair pratik bilgiler verdi. ERG Yönetim Kurulu Başkanı Güngör, “Bu cihazın 24 ay kullanma süresi var. Sadece nem ve sudan uzak tutulacak. Aç karına veya tok karına diye bir zorunluluğu yok. Önce cihazın arkasındaki koruma bandı çıkarılacak. Cihazın arka tarafındaki küçük deliklerin kol bileğindeki özel akupunktur noktasına gelecek şekilde takılması gerekiyor. Koldaki noktalar bilek içi çizgisinden iki parmak aşağıda bir yer. Ayaktaki nokta ise bileğin iç tarafındaki bilek kemiğinin 4 parmak yukarısı. Sabah ve akşam yarımşar saat takılması yeterli oluyor. Tavsiye edilen zamandan fazla kullanıldığında tansiyonun çıkması veya düşmesi konusunda etken olmaz. Hatta tansiyonu regüle ediyor. Sürekli takılırsa iyi olur. Sol veya sağ bilek konusunda bir ayrım bulunmuyor. Cihaz ne sıkı, ne de bol takılmaması önerilir. İlaç kullanan tansiyon hastaları cihazı kullanmaya başladığında mutlaka etkisini görecek ve belki de ilacı bırakma yolunu tercih edecektir. Ancak buna elbette doktorlarımız karar verecektir. Cihaz en etkili sonucu 1. ve 2. derece yüksek tansiyon hastaları için verir. Fakat parenkimal patolojik değişimlere bağlı olan tansiyon hastalarına etkisi kanıtlanmamıştır” hatırlatmasını yaptı.
         
         “CİHAZIN FİYATI”
          Jintong’un her yerde bulunabileceğini dile getiren Erkan Güngör, “Tansiyon dengeleyici cihaz olarak vasıflandırılan Jintong’un fiyatı bir muayene ücreti kadar bile değil. Ancak 2 yıl boyunca yerine göre sağlığınızı riske eden tansiyon ilacı da kullanmıyorsunuz. Hem ilaçtan hem paranızdan tasarruf ediyorsunuz. Diğer taraftan Jintong’u tüm eczanelerden reçeteli, reçetesiz alabilirsiniz. Birçok medikal mümessiller ve müesseselerden de Jintong’a ulaşmak mümkün” dedi.

    “Güzel bir popoya kavuşun!”

    Şu popoları inceltmek kadar zor iş yok. İş sadece ince olmakla kalsa, gene neyse. Ama bir de şu kabus gibi selülitler var kurtulunması gereken…

    Akdeniz kadını olarak, en çok arkamızda sürüklediğimiz popolarımızdan çekiyoruz sanırım. Üstelik, yeni teknolojiler, sürekli otomobil kullanımı, televizyon ve bilgisayar kullanımı da, bu konudaki problemlerimizi halletmemize pek yardımcı olmuyor. Ama endişe etmeyin, güzel bir popo için egzersiz ve diyetin yanında da bazı, daha kolay yöntemler var:Selülit bandı
    Selülit bandı yeni bir ürün. Üstelik de son derece iddialı bir ürün. Üreticileri, 15 bandın, neredeyse 4 cm kadar selülit atılmasına yettiğini söylüyorlar. Selülit bandı, tıpkı nikotin bandı gibi görev görüyor. Çünkü içerdiği maddeler, deriyle sürekli temas halinde. Bantta yer alan ana maddelerden biri bol miktarda iyot içeriyor. Yapılan bazı araştırmalara göre, iyot, dolaşımı hızlandırarak, kan akışını artırıyor ve böylece toksinler vücuttan atılıyor. Bantta bulunan bir diğer madde de kırmızı su yosunu, ki bu da, rodisterol adlı aktif bir element açısından zengin. Bu madde, vücudun yağı enerjiye çevirme işlemini hızlandırıyor. En iyi sonuçlar için, günde iki bant uygulamanız öneriliyor. 

    Zayıflama makinesi
    Yeni bir tür pasif jimnastik aleti. Üreticilerine bakılırsa, bu aletle çalıştığınızda 400 tane popo egzersizi yapmış kadar oluyorsunuz. Alet, enfraruj ısısı kullanarak, kasların gerilmesini sağlıyor, böylece poponuz forma giriyor. Aslında aletin tek yaptığı poponuzdaki kasları sizin için sıkıca tutmak. Bu da, poponuza bağlanan elektrotlar yardımıyla sağlanıyor. Bu elektrotlar, çok ufak titreşimler yaratak, kasları devinime geçiriyor. Buna göre, spor salonunda kullanabileceğinizden daha çok kası kullandığınız iddia ediliyor. Neden olarak da beyin ve vücudun, ancak kısıtlı sayıdaki kası çalıştırmak için koordine olabilecekleri veriliyor. Ayrıca, kasların gerilmesi, kasları kısaltıyor ki, bu da popoyu sıkılaştırıyor. Makinanın üreticilerine bakılacak olursa, enfraruj ısısı, vücut ısısını 3 derece kadar artıyor, bu da metabolizmanın yüzde 35 hızlanmasına sebep oluyor. Her seans yaklaşık 40 dakika sürüyor ve acı hissedilmiyor. Kasların kasılması, yağ hücrelerini bölüyor. Bu da 10 seansta 7.5 ila 10 cm incelebileceğinizi gösteriyor.

    Bio-Dermoloji
    Vakum masajıyla selüliti azaltan bir diğer yöntem de bio-dermoloji. İddia edilen o ki, tek seansta bile selülitlerinizde farkı görebiliyorsunuz. Üstelik popoyu da kaldırdığı söyleniyor. Bio-dermoloji, bir vakum mekanizması sayesinde uygulanan bir sıkıştırma tekniği. Böyelece yağ topakları, sıvılaşacak şekilde kırılıyor ve ya kan tarafından emiliyor, ya da lempatik sisteme geçerek, böbrekler tarafından atılıyor. Daha sonra da bio-dermoloji makinesine bağlı, elle kullanılan bir alet, popo üzerinde gezdiriliyor. Bu işlem, lempatik sistemi sıvıdan arındırıyor ve selülit üzerinde çalışmayı sağlıyor. Böylece kan dolaşımı artıyor, yeni gelen kanla vitamin ve mineraller de popoya hücum ediyor ki, bu da poponuzun daha güzel görünmesini sağlıyor. Bio-dermolojiyi kullananlar, tek bir seansın bile gözle görünür bir fark yarattığını söylüyorlar.

    Popoyu fırçalama
    Bu herhalde bilinen en eski yöntemlerden biri. Hatta Bridget Jones’un Günlüğü’yle tekrar moda olması da muhtemel.Cildinizi fırçalamak, derideki kılcal damarların kanla dolmasını ve toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Bu da, selüliti azaltır. Önce ayaklardan başlayıp, uzun ve düz bir hareketle fırçalayın. Daha sonra yukarı, kalbe doğru, dairesel hareketlerle çıkın. Bunu yaparken, vücudunuzu öne doğru eğiyor olacaksınız, bu da kanınızdaki oksijeni artırır. Bu yöntemi, sıcak ve soğuk suyla uygulayabilirsiniz. Örneğin önce sıcak suyu açın. Sıcak su, kan cilt yüzeyine hücum etmesini ve damarların genişlemesini sağlar. Bu da kan dolaşımını hızlandırır. Şimdi de soğuk suyu açın. Bu hem, gözeneklerinizi kapanmasını ve dolayısıyla da sıkılaşmayı sağlar, hem de vücudun kendini ısıtmaya çalışmasını sağlar. Bu da metabolizmanızı hızlandırıcı bir etki yaratır.

    Karnınız tok, göbeğiniz seksi olsun

    Kış da gelse, düşük beller ve kısa üstler hala moda.Yani göbekleri gözden geçirmekte fayda var!

    Yaz da artık geldiğine göre, kısacık tişörtlerin altından çıkması muhtemel katlı göbeklerden kurtulmaya var mısınız? Bu egzersizler, karın bölgenizde bulunan farklı kasları çalıştırmaya yönelik egzersizlerdir. Bu hareketleri, haftada 4 kez, 15 tekrar içeren 2′şer set halinde yapın. Çalışmanızı zorlaştırmak ve daha etkili bir sonuç için; her hafta fazladan bir set ekleyin ya da 1,2 ve 4. hareketleri ağırlıkla yapın. Bunun yanında eğer yediklerinize de dikkat eder ve haftada 3 kere, en az 30′ar dakikalık kardiyo programlarına da katılırsanız, 1 ya da 1,5 ayda sonuç almaya başladığınızı göreceksiniz. 

    1a. Karnınızın üst ve alt kısımlarını hizaya sokmak için, sırt üstü uzanın. Kol ve bacaklarınızı resimde görüldüğü gibi yukarı kaldırın.

    1b. Karnınızı gerin ve kürek kemiklerinizi yerden kaldırın. Sağa doğru bükülerek, ellerinizi sağ baldır ya da ayak bileğinizin dış kısmına değdirmeye çalışın. Başlangıç pozisyonuna dönün ve tekrarlayın, ancak hareketi, bu kez sola doğru dönerek yapın. 

    2a. Karnınızın üst ve alt kısımlarını şekillendirmek için, sırt üstü uzanın. Bacaklarınız dizden kırık olsun ve ayaklarınız yere düz olarak bassın. Bir top ya da plastik bir tabağı, sanki araba direksiyonunu kavrıyormuş gibi tutun. 

    2b. Kollarınız gergin, karın kaslarınızı sıkın ve kürek kemiklerinizi yerden kaldırarak, belden üstünüzü sağa doğru çevirin. Böylece, elinizdeki tabak ya da top, sağ üst bacağınızın dış yüzüne dönük olacak. Başlangıç pozisyonuna dönün ve tekrarlayın, ancak hareketi, bu kez sola doğru dönerek yapın. 

    3a. Karnınızın alt kısmını şekillendirmek için, sırt üstü, kanepenin yaklaşık 115-16 cm önüne uzanın. Bacaklarınızı yukarı doğru kaldırın ve parmak uçlarınız tavanı göstersin. Dirseklerden kırıp, kanepeyi alt kısmından kavrayarak destek alın. 

    3b. Karnınızı sıkın ve poponuzu yerden birkaç santim kaldırarak, ayak parmaklarınızı yavaşça tavana doğru kaldırın. Bunu yaparken, dirsekleriniz de hafifçe tavana doğru kalkabilir. Bir sürü bu pozisyonda kalın. Daha sonra poponuz yere değinceye kadar alçalın ve hareketi tekrarlayın. 

    4a. Karnınızın üst kısmını forma sokmak için, sırt üstü uzanın. Bacaklarınız dizden 90 derecelik bir açıyla kırık olsun. Topuklarınızı, bir sandalyenin minder kısmına koyun ve kollarınızı başınızın üstüne doğru uzatın. Bunu yaparken, bir eliniz diğerinin üzerinde dursun. 

    4b. Kollarınızı kulak hizasında düz bir şekilde tutarak, karın kaslarınızı sıkın ve kürek kemiklerinizi yerden kaldırıp bir süre bu pozisyonda kalın. Başlangıç pozisyonuna dönün ve tekrarlayın

    Evde normal, doktorda yüksek tansiyona dikkat

    Hipertansiyon yaygın bir sorun. Özellikle 50’li yaşlardan sonra sık görülüyor.

    50’sini geçmiş üç beş kişi birlikte olduğunda, konu sağlık olunca hipertansiyona da mutlaka sıra geliyor. Hipertansiyon hastalarının kafasını karıştıran pek çok soru var: Tansiyon ölçümleri ne zaman ve nasıl yapılmalı? Hatalı ölçümlerden nasıl kaçınmalı? Ne zaman doktora başvurmalı? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Bugün o sorulardan bazılarına yanıt vermeye çalışacağım.

    SAĞLIKLI her insanın zaman zaman kan basıncının ölçülmesi gerekiyor. Ne var ki bu ölçümlerin bazen şaşırtıcı sonuçları olabiliyor. “Tansiyonumu evde ölçtüğümde normal, doktora ölçtürdüğümde yüksek çıkıyor” diyen birçok kişi var. Bu gibi durumlarda doktorlar ve hastalar tedavi konusunda kararsız kalabiliyor. Aslında kan basıncı ölçümlerinin böyle sık sık değişimler göstermesi normal bir durum değil. Evde normal, doktor muayenehanesinde veya hastane polikliniğinde yüksek çıkan tansiyona “beyaz önlük tansiyonu” deniyor. Bazı insanlarda beklenmeyen yüksek kan basıncı değerlerine evdeki ölçümlerde de rastlanabiliyor. Eskiden böyle hastalarla karşılaşan hekimler “oynak-kararsız-tansiyon” gibi kavramlar kullanırlardı. Şimdi o kavram pek kullanılmıyor. Kan basıncının çok sık yükselmeler gösterdiği bu gibi durumlarda takibe almak ve tekrarlanan ölçüm sonuçlarına göre karar vermek gerekiyor. Bunların ileride sürekli hipertansiyonlu olma ihtimallerinin yüksek olduğu kabul ediliyor.

    24 saat ölçüm

    Kan basıncını kola takılan bir cihazla, belirli aralıklarla ölçüp kaydetmek ve bu ardışık ölçümlerin sonuçlarına göre karar vermek de mümkün. Bu cihazlar son yıllarda doktor ofislerinde bile kullanılıyor. Cihaz kolunuza bağlanıyor, tansiyonunuzu belli aralıklarla, otomatik olarak kaydediyor. Siz uyurken, yemek yerken, sinirliyken, dinlenirken ya da yürürken (hatta egzersiz yaparken) yapılan otomatik ölçümler, kan basıncınıza ilişkin daha güvenli değerlendirmelere fırsat veriyor.

    Eğer bu imkán yok ve herhangi bir ölçümde kan basıncı yüksek bulunmuşsa hipertansiyon teşhisini hemen o ölçüm ile koymak doğru değil. Prensip olarak normal tansiyon değerlerinin 12/8 cmHg’den az olması gerekiyor. Yani büyük tansiyonun (sistolik) 12’den, küçük tansiyonun (diasitolik) 8’den yüksek olması istenmiyor. En fazla 12,5/8,5 değerleri hoş görülebiliyor. Üst sınır ise 13,5/8,5 olarak kabul ediliyor. Her yaş grubundaki kadın ve erkek için kan basıncının bu rakamlar içinde kalması daha sağlıklı bulunuyor. Yani, “yaşım 70’i geçti, tansiyonumun biraz yüksek olması normaldir” diye düşünmemek gerekiyor.

    Şu nokta çok önemli: İlk ölçümde 12,5/8,5’dan yüksek bir değer saptanan bir kişiye hemen hipertansiyonlu damgasını vurmamak gerekiyor. Öncelikle ölçümlerin doğru zaman ve koşullarda yapılıp yapılmadığına bakmak ve birkaç ölçümün ortalamasını almak şart! Bir-iki ölçümle hipertansiyona karar verip ilaca başlamak tatsız sonuçlara yol açabiliyor.

    Düşük tansiyon uzatır

    Araştırmaların neredeyse tamamı, kan basıncı düşük olanların, hipertansiyonlulardan daha uzun ve daha sağlıklı bir ömür sürdüğünü gösteriyor. Yine farklı ülkelerde yapılan yüzlerce araştırmanın sonuçları hipertansiyonlu hastalarda böbrek ve kalp yetmezliğine, göz kanamalarına, felçlere daha sık rastlandığını teyit ediyor. Yani yüksek tansiyon, tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu. İhmal etmemek gerekiyor. Düşük tansiyonun tedavisi konusunda ise hastaya göre bir strateji oluşturulması tavsiye ediliyor. Tansiyonu düşük olmasına rağmen şikáyeti olmayan birine hiç dokunmamak daha iyi. Düşük tansiyon genellikle bir probleme yol açmıyor ama bazılarında baş dönmesi, yorgunluk, çarpıntı, uyku hali gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Prensip olarak bekle-gör politikası izlemek daha iyi gibi görünüyor.

    Hipertansiyon genetik eğilimle de ilgili bir sorun olduğu için ailesinde hipertansiyon sıklığı yüksek olanların bu sorun hakkında daha uyanık olmalarında fayda var. Kilo problemi olanlarda, stresli işlerde çalışanlarda hipertansiyona yakalanma sıklığı artıyor. Politikacı, bankacı, gazeteci, borsacılarda, yönetici ve iş adamlarında hipertansiyonun sık görülen bir sorun olmasının sebebi biraz da bu “stres” sorunu. Yaş da önemli bir etken. Yaş ilerledikçe de hipertansiyon olasılığı yükseliyor.

    Tehlikeli üçlü

    Özellikle son yıllarda tuz ve şeker tüketiminin artması, kilo sorununun ön plana çıkması, erkeklerin fazla miktarda alkol alması, stres faktörünün ve kilo fazlalığı sorununun gittikçe daha yaygınlaşması hipertansiyona yakalanma olasılığını arttırdı. Bu nedenle her yıl en az 12 kez kan basıncınızı kontrol ettirmenizde yarar vardır. Eğer risk grubunda olan biriyseniz bu ölçümleri daha sık yapmanız iyi olur.

    Hipertansiyonun belirti vermeden ilerleyen, önemli sağlık sorunlarını tetikleyebilen, ama kontrol altında tutulması son derece kolay olan bir sağlık problemi olduğunu lütfen unutmayın.

    Ayakta ölçüm yapmayın

    Doğru bir ölçüm yaptığınızdan nasıl emin olacaksınız? Prensip olarak kan basıncının ayakta değil, otururken ölçülmesi gerekiyor. Oturduktan 5-10 dakika sonra yapılan ölçümler daha güvenli sonuçlar veriyor. Ölçümden 30 dakika öncesine kadar çay, kahve, sigara içmemiş olmak, tuvalet ihtiyacı içinde bulunmamak (mesaneniz dolu ve sıkışık durumda iseniz tuvalete gittikten sonra ölçüm yapın), alkol almamış olmak da ölçüm sonuçlarının doğruluğu için önemli şartlar. Tansiyon ölçümü yapan kişinin deneyimli olması, tansiyon aletinin doğru ölçüm yapması, ölçüm aletinin doğru ve tekniğine göre kullanması da son derece önemli noktalar. Eğer evde kullanılan elektronik aletlerle kan basıncı ölçülüyorsa el bileğinden değil, dirsek üstüne uygulananları tercih etmekte yarar var. Uykusuzluk, soğuk bir ortam, stres, ruhsal gerginlik gibi faktörler de ölçüm sonuçlarını etkileyebiliyor. Yemekten sonra hemen ölçüm yapmak da sonuçları etkiliyor. ayrıca kullandığınız ilaçlar da önemli. Sık sık burun damlası kullanmak tansiyonu yükseltebiliyor. Doğum kontrol ilaçlarının, kortizon ve diğer bazı hormon desteklerinin ve bazı ağrı kesicilerin de tansiyonu geçici olarak yükseltebileceği biliniyor. Kısacası doğru bir kan basıncı ölçümü yapmak öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Her ölçüme, her ölçene, her alete güvenmemekte fayda var.

    Sofradan tuzluğu kaldırın

    Sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın.

    Tuz tüketiminizi mümkün olduğu kadar azaltın. Tuz zengini yiyeceklerden uzak durun, tuzluğu sofradan kaldırın.

    Daha çok potasyum kazanmak için daha sık meyve sebze yiyin.

    Günde 24 porsiyon yağsız veya az yağlı sütü ürünü tüketerek kalsiyum kazanımınızı yükseltin.

    Yiyecek planınızda tam tahıllılara, balığa daha fazla yer verin.

    Alkolü bırakın ya da iyice azaltın.

    Yağ, kırmızı et, şeker ve un tüketiminizi sınırlayın.

    Stresinizi dengelemeye çalışın, dinlenmeye ve eğlenmeye zaman ayırın.