Yüz Gençleştirme

Son zamanlarda estetik cerraahideki müthiş gelişmeler : Yüz gençleştirme (facial rejuvenation) , vücut gençleştirme ve düzeltme (Body Counturing) , cildin soyulması( peeling - Lazer veya Kimyasal ) , saç ekme ile insanları adeta yeni baştan yaratmak mümkün olmaktadır.

Günümüzde giderek hızlanan iş, eş ve aş bulma yarışında gençlik, dinamiklik ve güzellik daha da önem kazanmaktadır. Estetik cerrahi gençleşmek ve güzelleşmek konusunda insanlığa yeni imkanlar sunmakta. Bu imkanlardan yararlanmak isteyenlerin en çok dikkat etmesi gereken konu ise işin uzmanı olan doktoru seçebilmektir. Doktor seçiminde en önemli konu doktorun kariyeri,yeteneği ve tecrübesidir. Doktorunu iyi seçen kişilerin işlerinin iyi gitme şansı yükselecektir.

Son senelerde estetik cerrahideki müthiş gelişmeler yüz germe teriminin yerine yüz geçleştirme (facial rejuvenation) konseptinin yerleşmesine neden olmuştur.

Yüz gençleştirmede ; yüz germe, cildin soyulması (peeling - lazer veya kimyasal -mekanik), Liposuction , Lipofilling , Botox gibi yöntemler birlikte veya gruplar halinde uygulanarak yüzün özel ihtiyaçlarına göre kombine bir işlem ile çok daha mükemmel sonuçlar alınabilir.

SAÇ EKİMİ (MİNİ-MİKROGREFT TRANSPLANTASYONU)

Saç Kaybı genetik, hormonal değişiklikler ve yaşlılık nedeniyle oluşan, hem kadınlarda hem de erkeklerde fiziksel ve buna bağlı olarak da psikolojik sorunlara sebep olan bir durumdur. Saç kaybı aynı zamanda çeşitli dermatolojik hastalıklar, yanıklar ve travmatik sebeplerle de gerçekleşebilir.

Erkek tipi saç dökülmesi her toplumda oldukça sık görülen bir durum olmasına rağmen pek çok erkek ve kadın için önemli bir sorundur. Bu insanlar saçlarının dökülmesini önlemek, dökülen saçların yeniden çıkmasını sağlamak veya saç dökülmesinin sebep olduğu görüntüyü ortadan kaldırmak için bir çok yola başvurmaktadırlar.

Saç kökleri uzun bir gelişme dönemi ve bunun ardından gelen kısa bir dinlenme periyodundan oluşan bir döngü içindedirler. Dinlenme döneminde şaç teli köke bağlıdır ancak büyüme olmaz. Dinlenme dönemi sonunda ise saç teli düşer ve saç kökünden yeni bir tel gelişmeye başlar. Yaş ilerledikçe dinlenme döneminin süresi uzamaya başlar.

Normalde gelişme dönemi (anajenfaz) 3-5 yıl kadar sürerken bunu takip eden dinlenme dönemi (telojenfaz) 1-2 haftalık geçiş dönemini (katajenfaz) takiben başlar ve 3-4 ay sürer.

Erkeklerde genellikle tepe ve alın kısmında saç kökü kaybı nedeniyle saçlarda seyreklik veya belirgin saçsızlık görülürken, ense bölgesinde iki kulak arasında kalan bölgede saç dökülmesi olmamaktadır. Bunun nedeni iki farklı saç kökünün bulunmasıdır. Alın ve tepe bölgesindeki birinci tip saç kökleri testosperon hormonuna duyarlıdır. Ve bu hormon etkisiyle saç kökleri zarar görmekte dolayısıyla saçlar dökülmektedir. İkinci tip saç kökleri ise testosteron homonuna duyarlı değildir. Ve bu sebeple dökülmezler. İşte saç ekimi işlemi; kafanın arka kısmında bulunan hormona duyarlı olmayan saç köklerinin alınarak, alın ve tepe bölgesindeki saçsız alanlara ekilmesidir. Bu şekilde ekilen saç kökleri hormona duyarlı olmadıklarından bir daha dökülmezler.

Estetik ve plastik cerrahideki son yıllardaki en önemli gelişmelerden biride mini ve mikrogreft transplantasyonu ile saç restorasyonudur. Bu teknik ile diğer yöntemlere göre çok daha doğal ve başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu yöntem ensenin üzerindeki bölgeden uzun elips şeklinde bir şaçlı derinin çıkartılarak bu deri şeridindeki kıl köklerinin 1 ila üçlü gruplara bölünmesi ve restore edilmesi istenen bölgeye teker teker nakledilmesi şeklinde özetlenebilir.

Operasyon lokal anestezi altında yapılmakta ve hastalar tarafından rahatlıkla tolare edilebilmektedir. Operasyon başlamadan önce saç ekiminin yapılacağı bölgeler işaretlenir. Bu çizimler yapılırken saç ekilecek bölgenin naturel saç çizgilerine uygun olması suni bir görünüm oluşturmaması bakımından çok önemlidir. Kafanın arkasında saçlı derinin alınacağı bölge hazırlanıp enjeksiyonlarla uyuşturulduktan sonra uzun elips şeklinde bir saçlı deri parçası çıkartılır. Bu şeridin uzunluğu ortalama 12-15 cm eni ise 3-4 cm dir. Saçlı deri alındıktan sonra bu bölge estetik bir dikiş yöntemi ile kapatılır. Oluşacak kesi izi saçların içinden kaldığından hiç bir zaman görünür olmayacaktı. Çıkartılan saçlı deri 2-3 kişilik bir ekip tarafından bistüri ile 1li, 2li, 3lü kıl kökü ihtiva eden küçük gruplara ayrılır. Bu işlem çok incelikli ve çabuk yapılması gereken bir işlemdir. Saçlar bölünürken kıl köklerine hasar vermemek gerekmektedir. Kıl köklerine hasar vermemek gerekmektedir. Kıl köklerinin kısa bir süre içinde bölünerek saçsı bölgeye nakledilmesi işlemin başarısı açısından önemli bir diğer faktördür. Bu nedenle saç ekimininde birkaç kişilik bir cerrahi ekiple çalışılmaktadır. Saçlar küçük gruplar halinde bölündükten sonra saçsız bölgeye ekme işlemine geçilir. Bu bölge lokal anestezilerle uyuşturulduktan sonra ince uçlu bir bistüri ile çok sayıda delik açılır. Hazırlanmış olan greftler (kıl kökleri) bu deliklerin içine tek tek yerleştirilir.

Daha naturel bir görünüm oluşturmak için ön kısımlara tek kıl kökü ihtiva eden greftler, daha gerideki bölgelere ise 2li ve 3lü kıl kökleri ihtiva eden greftler yerleştirilir.

İşlem tamamlandıktan hemen sonra hasta evine dönebilir.48 saat boyunca sac yıkanmaz.Bu süre sonunda ekim yapılan bölge ve diğer saçlı bölgeler özel bir solüsyonla yıkanır ve bu işlem hergün tekrar edilir.Saç ekim işlemi günlük aktiviteyi kısıtlamayan bir işlemdir.Saç ekim işleminde mevcut saçlar kesilmemektedir. Hasta ekim yapılan bölgeye temas etmeyecek bol bir şapka takarak işine dönebilmektedir.Uygulamadan 48 saat sonra alın ve göz üstlerinde şişlik ve morluklar oluşabilmekle birlikte bu durum birkaç gün içinde kaybolmaktadır. Nakledilen saçlar bir süre sonra dökülürler ve yeniden çıkmaya başlamaları 2,5 -3 ay gibi bir süre almaktadır.

Mini mikrogreft transplantasyonunda elde edilecek sonuçlar cerrahi faktörlere bağlı olduğu gibi hastanın mevcut saç durumu ile de çok ilgilidir. Ensenin üzerindeki bölgeden alınan kıl kökü sayısı  kişinin bu bölgedeki saçlarının sıklığına bağlı olarak 1500 ila 3500 arsında değişiklik gösterir. Bu saçlar bir ila üçlü gruplar halinde 1000-1500 grefte ayrılarak nakledilmektedir. Verici bölgedeki saçların sıklılığı önemli bir faktör olmakla birlikte daha önemli bir faktör kişinin ön kısımdaki açıklığının derecesidir. Açık alanı az olan kişilerde bu kıl kökleri daha sık yerleştirilebilmekte ve daha başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Açık alanı fazla olanlarda 8 ay – 1 yıl gibi bir süre sonra tekrar saç ekimi yapılarak daha sık bir görünüm elde edilebilir.

Arka kısımlarda geniş açıklığı olan kişilerde uygulanabilen bir diğer yöntem ise arka kısımlardaki saçsız derinin bir kısmının elips yada mercedes şeklinde deri çıkartmaları ile küçültülmesidir (scalp reduction) bu işlem saç ekiminden birkaç ay önce yapılan bir operasyondur ve uygun hastalarda çok yararlı sonuçlar vermektedir.

Saçsız alanın açıklığı azaltıldığından yapılacak saç ekimlerinde daha sık ve başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Saç ekiminden yaklaşık 3 ay sonra çıkmaya başlayan saçlar orjinal yerlerindeki büyüme hızıyla yani yarlerinde uzamaya başlarlar. Bu saçların genetik kodları ve özellikleri farklı olduğundan bunlarda dökülme meydana gelmemektedir. Ancak saç ekiminde nakledilebilecek kıl kökü sayısının sınırlı olması nedeniyle görüntüde saçsız alan kapatılmakla birlikte hiç bir zaman çok sık bir saç oluşmayacağı bilinmelidir. Saç ekimi tüm pratikliğine rağmen bir cerrahi müdahale olması nedeniyle gerekli tıbbi şartların sağlandığı ortamlarda uzman doktorlar tarafından yapılması gereken bir işlemdir.

Mezoterapi

Mezoterapi, uzun zamandan beri estetik tıpta en sık talep konusu olan lipodistrofi veya selülit konusunda en seçkin tedavi biçimini oluşturmaktadır. İlk kez 1952′de Dr. Michel Pistor tarafından uygulanmıştır. 1987′de Fransız Tıp Akademisi tarafından geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Fransa’ da ortalama 15.000 doktor, günde 60.000′den fazla hastayı mezoterapi yöntemi ile tedavi etmektedir. Uluslararası Mezoterapi Derneğine üye olan Avrupa, Afrika ve Güney Amerika’da 14 ülkede yöntem başarı ile uygulanmaktadır.

Mezoterapinin kelime anlamı orta deri tedavisidir. Temeli, tedavi edilecek bölgeye 4-6 mm uzunluğunda çok ince iğneler kullanılarak çok küçük miktarlarda ilaçları lokal olarak enjekte etmeye dayanan tamamen tıbbi bir eylemdir.

Endikasyona göre değişen çeşitli ilaç karışımları 5-10 dakika gibi bir süre içerisinde deri altına enjekte edilir.

Hangi Durumlarda Uygulanır?

ESTETİK KULLANIMLARI

  • Sellülit
  • Saç Dökülmesi
  • Ergenlik ve Hamilelikte Oluşan Çatlaklar
  • Yüz Gençleştirme
  • Yara İzleri, (skatrisler)

DİĞER KULLANIM ALANLARI

  • Romatoloji
  • Dolaşım Problemleri (varis, varis ülserleri)
  • Migren
  • Spor Hekimliği

Mezoterapi seans aralıkları minimum 1 hafta olmalıdır. Bir seansta enjekte edilen ilaç dozu 10 cc yi aşmamalıdır. Mezoterapide ortaya çıkan yan etkiler genellikle seans aralığı ya da dozaja dikkat edilmedi ise görülmektedir.

Uygulanmaması Gereken Durumlar

  • Kalp Yetmezliği
  • Diyabet
  • Böbrek Rahatsızlıklarında
  • Antikuagülan Tedavi Altındaki Hastalarda

Sonuç
Mezoterapi, etkinliği bütün dünyada kanıtlanmış bir geleneksel tıp yöntemidir. Bir çok ülkede uygulanıyor olması, her gün binlerce doktorun hastalarına uygulaması, yararlı bir yöntem olduğunun en güçlü kanıtıdır. Hasta ile hekim arasında etkin bir dialoğun olması sonuçların biran önce ve en iyi şekilde elde edilmesi için gereklidir. Ancak mezoterapiden, her zaman çok kısa sürelerde sonuç alıp, mucize bir düzelme de beklenmemelidir.

Meme Estetiği - Meme büyütme - Meme küçültme

Meme büyütme operasyonu meme dokusu altına yerleştirilen meme protezleri ile meme hacminin artırılmasıdır. Bu girişim yapısal olarak küçük memeler için ya da doğumdan sonra küçülmüş ve içi boşalmış memeler için uygulanabilir. Küçüklüğü yanında eğer memelerde sarkma mevcut ise bu işlem mastopeksi (meme dikleştirme) ile kombine edilebilir. Memedeki sarkma sonucu eğer meme ucu meme altındaki kıvrımın altına inmiş ise sadece meme protezi konulması bu sarkmayı önleyemeyeceğinden birlikte meme dikleştirici girişimlerin de yapılması gerekir.

Meme büyütme operasyonlarında silikon meme protezleri kullanılmaktadır. Bunların içi jöle kıvamında silikon olanları ve içi tuzlu su ile doldurulabilen tipleri mevcuttur. Her iki tip protezin de dış kabukları aynı silikon materyalden oluşmaktadır. Ayrıca protezlerin round (yuvarlak) ve naturel (gözyaşı damlası şeklinde) tipleri de mevcuttur. Son yıllarda jel protezlerin Cohesive jel tipleri üretilmiş ve kullanılmaktadır.

Bu protezlerde dış kabuk yırtılsa bile jel silikon dağılmamakta ve şeklini muhafaza etmektedir.

Operasyon öncesi küçük  göğüsleri olan hasta

Meme protezinin yerleştirilebileceği giriş yolları

Gölgeli bölge implantın konması için kaldırılır

İmplant direkt meme dokusunun altına  veya göğüs kaslarının arasına konur

Operasyon sonrası daha dolgun ve doğal görünümlü göğüsler

Meme büyütme operasyonlarında meme protezleri 3 farklı giriş yerinden yerleştirilebilir. Meme altı kıvrımlarından yapılan 4-5 cm’lik kesi ile, meme ucundan yapılan kesi ile ya da koltuk altından yapılan kesi ile protez yerleştirilebilir. Yapılacak kesinin yeri cerrahın tercihine, hastanın isteklerine ve kullanılacak protezin tipine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Silikon meme protezleri yapılan kesi yoluyla meme dokusunun altına ya da  meme altında bulunan göğüs duvarı kasının (pektoralis majör) altında hazırlanan bir boşluğa yerleştirilebilir.

Kas altına yerleştirme ameliyat sonrası dönemde bir miktar ağrılı olmakla birlikte ameliyat sonrası oluşabilecek problemlerin daha az olması ve daha naturel sonuçlar elde edilmesi bakımından daha avantajlı olduğundan biz hastalarımızın çoğunda bu yöntemi tercih etmekteyiz.Kişiden kişiye değişebilmekle birlikte sarkması olmayan küçük memeli kişilerde protez olarak tercihimiz ise genellikle içi jel silikon doku gözyaşı damlası şekline (naturel tip) protezler olmaktadır. İçi jel doku protezlerde uzun dönemde memenin yumuşaklığının  su dolu protezlere göre naturel olduğu görüşündeyiz.

Meme protezinin büyüklüğüne, dolayısıyla oluşacak memenin büyüklüğüne karar verirken hastanın istekleri de göz önüne alınmakla birlikte göğüs duvarının yapısı ve genişliği en önemli belirleyici faktörlerdir. Bunun için göğüs duvarında memelerin olması gereken bölgenin çapı ölçülerek, bu çapa uygun protezler seçilmelidir. Bu çaptan daha büyük çaplı protezler üstte ve yanlarda taşmalara neden olacak ve tabii bir sonuç elde edilemeyecektir. Unutulmamalıdır ki en güzel sonuçlar ameliyat olduğu belli olmayan tabii sonuçlardır.

Göğüs büyütme ameliyatları ortalama 1.5-2 saat sürer. Ameliyat genel anestezi altında yapılmakta ve birkaç saat sonra ya da ertesi gün hasta taburcu edilebilmektedir. Ameliyat sonrası kol hareketleri ile ortaya çıkan ağrı için ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar kullanılmaktadır. Hastalar genellikle birkaç gün içinde işlerine dönebilmekle birlikte  3 hafta süreyle ağır şeyler kaldırmaması ve kollarını yukarıya kaldırmaması önerilmektedir. Yüzme , tenis gibi sporlara ise altıncı haftadan itibaren başlanabilir. Ameliyat sonrası memelerde oluşan sertlikler birkaç hafta içerisinde kaybolur ve memeler tabii yumuşak kıvamına ulaşır.

Meme protez ameliyatlarının en önemli komplikasyonu kapsül kontaktürü denilen durumdur. Kapsül kontaktürü protez etrafında vücudun oluşturduğu destek dokusunun memenin şeklini bozması aşırı sert bir kıvamda ele gelmesidir. Bu ihtimal bazı faktörlere dikkat edilerek en aza indirilebilir. Uygun büyüklükte protez konulması, protezin kas altına yerleştirilmesi, ameliyatta temiz ve kansız çalışma kapsül kontaktürü ihtimalini azaltacaktır. Bütün bunlara rağmen çok küçük bir yüzdede (%1-2) ciddi düzeyde kapsül kontaktürü gelişebilir. Bu durumda ikinci bir ameliyatla oluşan sert kapsül çıkartılıp aynı protezler tekrar yerleştirilir. Günümüz teknolojisinde meme protezlerinin patlaması ya da yırtılması hemen hemen hiç rastlanmayan durumdur. Bu durum olsa bile dağılmayan jel protezler (cohesive jel) kullanıldığından hasta için herhangi bir problem oluşmamaktadır.

Meme prozetleri çok uzun yıllar kullanılabilir. Herhangi bir problem oluşmadıkça değiştirilmeleri gerekmemektedir.

MEME KÜÇÜLTME

Meme küçültme ameliyatları kişide normalden büyük ve sarkmış olan memeleri normal boyutlara ve dikliğine kavuşturmak için yapılan ameliyatlardır. Bu işlem esnasında meme başı etrafındaki koyu renkli kısım (areola) da genellikle küçültülür.

Normalden büyük olan memeler kişiye fiziksel ve psikolojik olarak rahatsızlık veren bir durumdur. Dolayısı ile meme küçültme ameliyatları estetik bir ameliyat olmasının yanısıra hastaya fiziksel bir rahatlama sağlayacağından aynı zamanda fonksiyonel bir ameliyattır. Çünkü memelerin ağırlığı ile omuzlarda çöküklük, sırt ağrıları ve meme altı bölgesinde terlemeye bağlı kaşıntı ve pişikler oluşmaktadır. Çok iri ve sarkık memeler fiziksel aktiviteleri de kısıtlamaktadır. Meme küçültme ameliyatları sonucunda memelerde birtakım izler kalmakla birlikte, hasta, normal büyüklükte memelere kavuştuğunda bu rahatsızlıklardan kurtulmakta ve fiziksel olarak çok rahatlamaktadır. Bazı genç kızlarda memeler aşırı büyük olabilir (virginal hipertrofi) Bu kişilere erken yaşlarda bile (16-17 yaş) meme küçültme ameliyatları yapılabilir.

Meme küçültme ameliyatları için uygulanan birçok cerrahi teknik mevcuttur. Uygulanacak cerrahi teknik memelerin büyüklüğüne, şekline ve cerrahın tercihine göre değişir. Ameliyatta meme başının kan dolaşımı korunacak şekilde, uygulanan cerrahi tekniğe göre memenin yanlarından ve alt bölgesinden veya yanlarından ve üst bölgelerinden meme dokusu çıkartılarak meme hacmi küçültülür. Meme başları normalde olması gereken meme altı kıvrım hizasına kadar yukarıya alınır. Ameliyat bitiminde meme başı etrafında, meme başından aşağıya dikine uzanan ve meme altı kıvrımında dikişler (Ters T şeklinde) mevcuttur.

Büyük boyutta ve ağır meme örneği

Gölgeli yerdeki yağ ve deri yok edilir, göğüs ucu yukarı çekilir

Operasyon sonrası ince dikişler

Daha küçük ve hafif göğüsler

Son yıllarda meme altı kıvrımı boyunca kesi yapılmayan vertikal mamoplasti adı verilen cerrahi teknik çok popüler olmuştur. Bu teknikte ters T şeklinde iz yerine meme başından aşağıya sadece dikine bir iz oluşur. Ancak bu teknik çok iri memelerde uygulanamamaktadır. Aşırı büyük olmayan ve deri elastikiyeti iyi olan memelerde biz bu tekniği tercih etmekteyiz.

Meme küçültme ameliyatı esnasında yapılan kesiler sonucunda dikiş hatlarında kaçınılmaz olarak izler oluşacaktır. Bu izler ilk aylarda daha belirgin ve kırmızımsı renkte olmakla birlikte aylar içinde yumuşayacak renkleri beyazlaşacak ve daha az görünür hale gelecektir.

Meme küçültme ameliyatları genel anestezi altında yapılır ve ameliyat ortalama 3 saat sürer. Hasta ameliyattan sonra aynı gün yada ameliyatın ertesi günü taburcu edilir. Dikişler arasından içeride birikebilecek kan ve vücut sıvılarını toplamak için yerleştirilen drenler 24 ile 48 saatte çekilir. Hasta 2-3 gün aralıklarla kontrole gelir. Dikişler 10-12. günler arasında alınır. Özellikle dikiş hatların birleştiği köşelerde küçük deri kayıpları, dikiş açılmaları ve akıntılar bu ameliyatlardan sonra sık görülmekle birlikte önemli bir problem oluşturmazlar ve pansumanlarla genellikle 2-3 hafta içinde iyileşirler.

Meme küçültme ameliyatlarından sonra ciddi denecek ağrılar oluşmaz ve ilk bir iki gün boyunca oluşabilecek ağrılar, ağrı kesicilerle kontrol edilebilir. Hastalar dikiş bölgelerinde pansuman malzemeleri olmakla birlikte sporcu sütyeni şeklinde elastik bir sütyen giyerek birkaç gün sonra günlük aktivitelerine ve işlerine dönebilir.

Meme küçültme ameliyatları sonucunda meme başında kısmi duygu kusurları oluşabilir. Ayrıca meme bezlerinin bir kısmı çıkartıldığından ve süt kanallarının bir kısmı kesildiğinden süt verme fonksiyonunda kısmi veya total kayıplar oluşabilir. Bu kayıplar memenin büyüklüğü, sarkıklığı ve uygulanacak cerrahi teknikle de ilişkilidir. Çok nadiren meme başlarına kan dolaşımı bozukluğuna bağlı meme başlarında kısmi yada total deri kayıpları oluşabilir. Meme küçültme ameliyatları bu dezavantajlarına rağmen uygun seçilmiş hastalar için çok yararlı ameliyatlardır. Hastayı bir yükten kurtararak fiziksel rahatlatmasının yanısıra psikolojik olarak da çok olumlu yönde etkilemektedir.

Laser Epilasyon

İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en hızlı ve en sağlıklı yoludur. Epilasyonda kullanılan laser ışığının dalga boyu melanin pigmenti tarafından emilme özelliğine sahiptir. Soğutma sistemli laser tekniği ile laser ısısı cilde zarar vermeden doğrudan kıl kökünü yok eden ısıya dönüşür.

Laser ile Epilasyon şematik gösterimi

Laser epilasyon kimlere uygulanabilir?
12 yaşından itibaren koyu renkli tüyleri olan herkese uygulanabilir. Eğer tüyler açık renkli yani pigmenti az, koyu renkli pigmenti hiç yok ise laser ışığını görmeyeceği için tedaviden etkilenmez.

Laser epilasyon hangi bölgelere uygulanabilir?
Gözleri direkt ışıktan özel gözlüklerle koruma şartı ile tüm vücut bölgelerindeki tüylere uygulanabilir.

Her tedavi süresi ne kadardır?
Kullanılan cihazların özelliklerine göre değişmekle beraber çok hızlı çalışma özelliklerine sahip cihazlarla yüz 5 - 6 dakikada, bıyık 1 - 2 dakikada, bacaklar 1 saat gibi denilebilir.

Tedavi sırasında ağrı hissedilir mi?
Hayır, hissedilmez. Yalnız soğutucu gazının ve laser ışığının çarpmasını cildinizde bir lastik çarpması gibi hissedebilirsiniz.

Tedavi sonrasında iz kalır mı?
Tedavi sonrasında 5 - 10 dakika bazen yarım saat süren kızarıklık olabilir. Bu geçicidir. Soğutma sistemi olmayan laserlerde, ışığın cildin üst tabakası olan epidermisteki melanin pigmentlerinden de emilmesinden dolayı ciltte yanık ve sonrasında leke iz kalma riski her zaman mevcuttur. Soğutma sistemli laserde cildin ısınmasına fırsat verilmemekte böylece yanık riski ortadan kalkmaktadır.

Bir seansta tüylerden kurtulmak mümkünmüdür?
Hayır, mümkün değildir. Çünkü kıl köklerinin hepsi aynı büyüme devresinde değildir. Uygulama esnasında olgun fazda (anogen) olan kıl kökleri etkilenir. Dinlenmekte (katogen) ve gerileme (telogen) fazındaki kıl kökleri etkilenmez. Bunlar için diğer seansların uygulanması gerekir. Kılların renklerinde ve büyüme devrelerinde olan farklılıklardan dolayı seans sayısı kişiye göre hatta aynı kişinin farklı bölgelerine göre değişir.

Seans aralıkları ne kadardır?
Seans aralıkları bölgeye göre 4 ila 8 hafta arasında değişir.

Laser epilasyon düşünüldüğünde ne yapılması gerekir?
Öncelikle dermatolog tarafından hastanın görülüp değerlendirilmesi, tüylenmenin nedeninin araştırılması, gerekli tahlil ve tetkiklerin yapılması gereklidir. Tedaviye başlanmadan önce tüylerin sarartılmamış olması, cımbız veya iple alınmamış olması şarttır.

zayıflama radyo dinle | oyunlar | Lida | Lida | Lida | Lida | Estetik